Bugun...



Necdet Pamir: Türkiye enerjide ithalata bağımlı bir ülke konumunda
Tarih: 22-05-2018 08:20:20 Güncelleme: 14-07-2018 20:19:20 + -


CHP'nin Enerji Komisyonu Başkanı Necdet Pamir'le Türkiye'nin enerji politikaları, 24 Haziran seçimleri ve gündem hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

facebook-paylas
Tarih: 22-05-2018 08:20

Necdet Pamir: Türkiye enerjide ithalata bağımlı bir ülke konumunda

Demet Öztürk: Öncelikle bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

 

Necdet Pamir: Rica ederim. İlginiz için asıl ben teşekkür ederim.

 

Demet Öztürk: Dünya'da ki enerji politikalarında Türkiye’nin rolü nedir?Nasıl etkilenmekte?Ortadoğu'daki savaş ortamının ülkemize yansıması nedir?

 

Necdet Pamir:  Türkiye’nin mevcut konumu itibariyle; dünya enerji politikalarını etkileyecek bir gücü yok. Coğrafi konumuna, nitelikli insan gücüne, vb. bağlı gizil gücünden (potansiyel) söz edilebilirse de bu gizil gücün başarı ile kullanıldığı söylenemez. Enerjide büyük oranda dışa bağımlı olduğu için ve gerek petrol ve gerekse doğal gaz fiyatları konusunda belirleyici rolü olmadığı için de etkin değil; daha çok kırılgan bir konumda.

 

Dünya'da tüketilen enerji%33 ü petrolle,%24 ü doğalgazla,%28,1 kömürle karşılanıyor. Dünya ispatlanmış petrol rezervlerinin %48 i Ortadoğu’da. Türkiye'ye baksanız bu rakama, anlamlı bir yüzde ile girebilecek konumda değil. Öte yandan dünya ispatlanmış doğal gaz rezervlerinin de %42.5 Ortadoğu coğrafyasındadır. Petrol ve doğal bakımından en zengin bu coğrafyaya yakınız.Ancak bugüne kadar yapılan (yetersiz) arama faaliyetlerinin bugün için bize sunduğu resim, ne yazık ki olumlu değil. Ancak eğer yeni bir anlayışla ve ulusal şirket öncülüğünde bir hamle ile petrol ve gaz potansiyelimiz hakkında daha sağlam bir değerlendirme yapabiliriz. Türkiye'de petrol yok gaz yok demiyorum ama mevcut konumumuz itibariyle bugüne kadar yapılan aramaların bize getirdiği sonuç itibariyle; petrolde %94 ,doğalgazda%99,7, yani neredeyse tamamen dışa bağımlı bir ülke konumundayız.Toplam birincil enerji tüketimimize baktığımızda ise Türkiye %75 oranında ithalata bağımlı bir ülke konumunda. Bu bağımlılık, mevcut iktidar döneminde, %67'den %75'e yükseldi; buna karşın enerjide dışa bağımlılığımızı azalttıklarını ve azaltacaklarını iddia ediyorlar!

 

 

Bu durum ve mevcut enerji politikası, sürdürülebilir değildir. Enerji ithalatına ödenen fatura, toplam dış alımlarımızın %18’ ile %24’ü arasında gidip geliyor. Dolayısıyla cari açığın ve Türkiye’nin ekonomik sıkıntılarının önemli bir nedeni, enerjide dışa bağımlılığımız.

 

Dolayısıyla, Türkiye’nin dünya enerji politikalarına (mevcut konumda) ne enerji kaynakları bakımından bir katkısı var, ne de enerji sektöründeki mevcut yapılanması ile küresel ölçekte etkisi var. Zira Türkiye, enerji sektöründe, özelleştirme furyası ile zaafa uğratılmış konumdadır. Elektrik sektöründe, kamunun payı, AKP döneminde % 65’ten % 15’e gerilemiş ve sektör sadece özel şirketlerin kar dürtüsüne ve insaflarına terk edilmiştir. Petrol sektörünün en önemli kuruluşu TPAO’nun, bir yandan nitelikli elemanları tasfiye edilirken, diğer yandan 1980 öncesindeki dikey bütünleşik yapısı paramparça edilmiştir. 80 öncesinde, TÜPRAŞ, Petrol Ofisi, DİTAŞ, İPRAGAZ, PETKİM gibi birçok sanayi devi, TPAO çatısı altında iken bugün bu şirketlerin tümü TPAO’dan koparılmış ve özelleştirilmiştir. Oysa petrol ve doğal gaz sektörleri için küresel uygulama, bu tür, şirketlerin dikey bütünleşik yapı ile faaliyet göstermesi biçimindedir. Örneğin; İtalya’nın ENİ şirketi, dünya çapında bir şirkettir ama İtalya’nın kendi sınırları içinde müthiş rezervleri ve hatırı sayılır üretimi olduğunu söyleyemeyiz. Değiştirilen kanunlarla, TPAO’nun kolu kanadı kırıldı ve ardından da Varlık Fonu’nuna devredildi. “Türk” Petrol Kanunu ile TPAO’nun devlet adına arama ve üretim yapma hak ve yetkisi kaldırıldı. Dolayısıyla, yurt içinde de yurt dışında da etkisinden söz edilemez konuma düşürüldü. Rafinaj,taşıma,ürün pazarlama fonksiyonları yok. Ne deniz taşımacılığı, ne boru hatları hiçbirisi Türkiye Petrolleri çatısı altında değil.Dolayısıyla, böyle bir şirketin, uluslararası faaliyetlerde etkili olması mümkün değil. Bütün bunları bir araya getirdiğinizde enerjide % 75 oranında dışa bağımlı Türkiye’nin, mevcut politikalar değiştirilmezse,herhangi bir rolünden söz edemeyiz.

 

Demet Öztürk: Coğrafi konumu peki önemli mi?Fikriniz nedir?

 

Necdet Pamir: Şimdi sık sık tekrarlanıyor: Türkiye zengin kaynaklarla, önemli bir tüketici ve Avrupa’ya geçiş coğrafyasında yer alıyor. Biz “köprüyüz, ‘hub’ olduk, vb…”Eğer bu konumumuz, doğru kullanılabilse; doğru şirket yapılanmaları, ulusal ve kamu yararına tasarlanmış politikalarla hareket edilse, o zaman hakikaten bir aktör olmaktan söz edebilirsiniz.Zengin enerji kaynakları ve büyük tüketim bölgeleri arasındaki geçiş coğrafyasının sunduğu olanaklar da yanlış politikalar nedeniyle, ülkemizi sadece bir “geçiş coğrafyası” konumuna indirgiyor. Ticaret merkezi olma iddiasını hayata geçiremiyoruz. Öyle konumdasınız ki şirketleriniz zayıf, eli kolu bağlı. Yüksek oranda dışa bağımlı olduğumuz için, Türkiye ne petrol ne doğalgaz fiyatlarının oluşumunda uluslararası piyasalarda bir aktör olmadığından, petrol fiyatlarındaki artış, dolar TL paritesindeki oynamalar, ülke ekonomisini çok olumsuz etkiliyor. Son tahlilde de tüm yük biz tüketicilerin sırtına bindiriliyor. Petrol fiyatlarındaOPEC'de bulunan ülkeler ve OPEC dışı üreticiler aktör. OPEC içinde; Suudi Arabistan, İran,Venezuella gibi ülkelerin farklı çıkarları ve politikaları olsa da, OPEC üretim arttırma ya da kısıtlama uygulamalarıyla, başlı başına belirleyici bir oyuncu.Petrol, dolarla alınıp satılıyor. Dolayısıyla, doların değer kazanması kaybetmesi de bizim gibi ithalat bağımlısı ülkeleri derinden etkiliyor. Bütün bunları alt alta topladığımızda, enerji piyasalarını belirleyen aktörler arasında Türkiye’nin yeri yok. Çok doğru bir coğrafyada yer almamıza karşın, yanlış politikalar sonucunda bu üstün konumu da kullanamıyoruz ve sadece geçiş ülkesi konumuna geriliyoruz. Bu arada da, Türkiye’nin çok zengin yenilenebilir kaynakları atıl beklerken, siz gidiyorsunuz  gene doğal gaz,ithal kömür için satın alma anlaşmaları yapıyorsunuz. EPDK, ithal kaynaklı santrallere lisan yağdırıyor. Örneğin, % 35’ten fazla oranda ilerlemiş yeni santrallerin toplamda % 70’i, ya doğal gaz ya da ithal kömürle çalışacak! Yerli ve yenilenebilir kaynaklarınız atıl tutulurken,Akkuyu nükleer gibi %100 Rusya kontrolündeki bir seçeneğe yöneliyorsunuz.. Bağımlılığınızı; yani hem geneldeki, hem de Rusya'ya olan bağımlılığınızı arttırarak devam ediyorsunuz.

 

Demet Öztürk: Son zamanlarda yapılan ihaleleri nasıl değerlendiriyor sunuz? Örneğin YEKA

 

Necdet Pamir: Maç başladıktan sonra kurallar değişmez ise olumlu bakabiliriz.Yani belirlenen tarifelerin sonradan ihaleyi alan firmalar lehine çeşitli bahanelerle arttırılmaması gerekli. Genelde mevcut iktidarın yaptığı maç başladıktan sonra kendilerine yakın gönüllü olan şirketlere zaman içinde farklı kalemlerden aktarım yapılabiliniyor o nedenle o rakamda sabit kalmayabilir bugünün koşulunda o rakamlar normalde kurtarmaz. YEKA’larla ilgili bir başka sorun, mevcut potansiyelinizin(Türkiye’de güneşten 278 bin MW kurulu güç potansiyeliniz var; siz 1000 mwlık ihale yaptım diye böbürleniyorsunuz.Bu kadar senedir iktidardasınız topu topu 1000 mwlık ihale yapmışsınız!

 

 

Bu arada, görmemiz gereken trend, özellikle son 6 yıllık dönemde, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı santral maliyetleri hızla aşağı iniyor. Bu hızlı düşüş önümüzdeki yıllarda da devam edecek.

 

 

Bu arada, elektriğin depolanması da mümkün... Bu alanda da kaybolan verim oranı da hızla azalıyor. Bütün bunlar yenilenebilirlerin şansını artırıyor. Kaldı ki yenilenebilirlerin, enerji karışımımızdaki payı arttıkça, dışa bağımlılığımız azalır. Özellikle bu alanda yerli imalatın payının da artması koşuluyla tabi… Ayrıca yenilenebilirler, muazzam bir istihdam potansiyeli olanağı yaratır.

 

Demet Öztürk: Ülkemizde en çok fırsat verilmesi önünün açılması sağlanması gereken yenilenebilir enerji sistemi hangisidir?

 

Necdet Pamir: Güneş; ondan sonrada rüzgar…Hızla aşağıya doğru inen maliyetleri bir diğer avantaj.

 

Demet Öztürk: Lisans alımı zor mu alınıyor istense bile yapılamayacak şekilde mi? Ya da bilinçsiz yapılmasın veya ne gibi nedenlerle zor alınır?

 

Necdet Pamir: Öncelikle vurgulanması gereken husus, kanımca şudur:Türkiye'de çok fazla elektrik kurulu güç kapasitesi var. İhtiyacımızdan çok daha fazla üretebilecek kapasite mevcut. Önce bunu kullanalım; sonra yeni santral lisansı verelim. Yeni lisansları, yerli kaynaklara ve özellikle yenilenebilirlere ve yeni teknolojilere dayalı santrallere verelim. Ancak şunu da vurgulayalım: Mevcut politikalar çerçevesinde,  güneş ve rüzgara dayalı santrallereçok sayıda engel yaratılıyor. Hangi kaynaklara kolay lisans veriyorlar? İthal kömür ve doğal gaza! Ve bağımlılık artıyor. Kurulu gücümüzün puant yüke oranındaki fazlalık, % 45’lere ulaştı. Mevcut santrellerden(eğer tam kapasite çalıştırılsalar) 100 milyar kw saatten daha fazla üretim elde edebiliriz. Makina Mühendisleri Odası’nın yaptığı bir çalışmaya dayanarak söylüyorum bunları. 2017 yılında, 295 milyar kilovat-saat elektrik tüketmişiz. Hali hazırda çalışmakta  olan santraller, tam kapasite çalışsalar, 100 milyar kilovat-saat daha alırız; yani 395 milyar kilovat-saat verebilecekken, biz 295 milyar kilovat-saat kullanmışız.Dolayısıyla zaten bir fazlalık var; gereğinden çok daha fazla lisans vermişsiniz. Sadece yenilenebilirlere öncelik verilebilir dolayısıyla…

 

Yakın zamanda devreye girmesi planlanan kurulu güç kapasitesinin %35’i ithal kömüre, % 35’i doğal gaza (onda da bağımlılık % 99,7) dayalı.Yani, yeni inşa edilen santraller devreye girese, daha da bağımlı olacağız. Oysa, yeni lisans alan ve inşaatı süren santrallerde; rüzgarın payı%9,9, jeotermal%1,3 yani o kadar az.Güneşte 278 bin mwlık kapasite var siz 22 mw kapasite kurmuşsunuz.

 

Demet Öztürk: Güneş enerji sistemini kurmak oldukça maliyetli midir?

 

Necdet Pamir: Başlangıçta belki evet ama maliyetler hızla aşağı düşüyor.Meraklısı da çok ve hatta yatırımcıların bir kısmı “biz hiçbir teşvik de istemiyoruz. Engel çıkarmayın ve trafoya bağlantı sağlayın yeter. Üç, en çok dört senede, yatırım maliyetini geri alırım.” Hızla aşağı iniyor maliyetler. Güneş yatırımlarının önünü ksen temel neden, iktidarın, enerji alanını salt bir kar kapısı olarak görmesi. Örneğin, 20-25 milyar dolarlık Akkuyu nükleer santrali varken, bu büyük pastadan kimler pay almayı umuyor/hesaplıyorsa, onlar “güneşi balçıkla sıvamaya çalışıyorlar!”.

 

Bu arada talep tahminleri şişiriliyor. Zaten üretim fazlası var ve ayrıca çok sayıda santral inşaatı sürüyor. Yıllardır yaptığımız eleştirilere kulak asmadı iktidar ama sonunda mecbur kalıp, abartılı elektrik talep tahminlerini aşağı doğru reviz ettiler. bide talep tahminlerini mecbur kaldılar artık aşağı doğru revize ettiler. Örneğin, 2016 Aralık ayı öncesindeki tahminlerle, 2016 Aralık ayında yapılan ravişze talep tahmini arasında uçurum var!. Bunu şu nedenle söylüyorum: Akkuyu ve Sinop’a nükleer santral planlarken, önceki ve yüksek olan tahminler esas alınmıştı. Eski ve yeni tahmin kıyaslanınca görülüyor ki 2026 için yapılan talep tahminleri arasında, aşağı doğru 103 milyar kilovat-saatlik bir revizyon yapılmış. Sinop ve Akkuyu toplamda 69 milyar kilovat-saat üretecekti. Demek ki bunlara gereksinim yok!

 

 

Demet Öztürk: Nükleer enerji dünyaya  da ülkemize ne gibi faydalar sağlar? Bilinen tarafı hep zararıdır.

 

Necdet Pamir: Mevcut durum itibariyle, o kadar çok sakıncası var ki. Hangisinden başlayalım? Öncelikle, nükleerden elektrik eldesi en pahalı olanlarından biri. Hatta bunun içinde söküm ve atık maliyeti olmaksızın çok pahalı. Amerikan Enerji Bakanlığı gibi nükleeri savunan yapılanmaların verilerine göre, en pahalı 3 kaynaktan  biri nükleer santrallerdir. İşletme yapım onarım gibi maliyetleri bir araya topladığımızda en pahalı ilk üçün arasında, nükleer var. Bunun içinde nihai atık ve söküm maliyetleri de yok. Diğer sakıncası, nükleer santralin işletme güvenliği yok. Son örneği Fukuşima. ABD’de Three Mile Island kazasını ve Ukrayna’dakiÇernobil’i yaşadık. Bunlar sadece en bilinen örnekler.  Bunların dışında gizlenen kazalar var. Nitekim, Almanya gibi bir dev, nükleer enerjiyi tamamen bırakıyor.Hep nükleer kullanımı ile öne çıkan Fransa, nükleerin elektrik üretimindeki payını, %75 den %50  ye indiriyor birkaç sene içinde.Birçok ülke, yeni nükleer santral yapmıyor en fazla yapanlar inşaatı süren 40-50 tane bunların büyük çoğunluğu Çin Rusya'ya Hindistan baktığınız zaman dünyanın çeşitli ülkelerine yayılmış değil. Yeni olarak nükleer santral yapmak isteyenler genelde bu ülkeler.

 

Üçüncüsü nihai atık meselesinin, dünyanın hiçbir ülkesinde çözümlenmemiş olması… Amerika Birleşik Devletleri'nde 20 sene tartıştılar 100 küsür tane reaktörün yanında geçici olarak depolanan nükleer atıkların ne yapılacağı konusunda. Sonunda Bush döneminde, bir karar alındı ve Nevada eyaletindeki Yucca Dağı’nın altına depo hazırlayıp gömmeye karar verildi. Ancak buna hem Nevada halkı, hem de eyaletin Demokrat ve Cumhuriyetçi temsilciler meclisi üyeleri, birlikte karşı çıktı. Obama’nın seçim kampanyasında verdiği  söz, bu deponun inşasını durdurmak yönünde olmuştu ve durdurdu. Obama ‘nın iktidara geldiği güne kadar,depoya 11 Milyar dolar  para harcanmıştı. Bitseydi, 77 milyar dolar harcanmış olacaktı ve durduruldu. Nükleer atıkları denetlemekle ilgili komisyonun, ABD Temsilciler Meclisi’nde verdiği ifadelerde de birçok sakınca sıralanıyor (Yer altı sularının hareketliliğinin yaratacağı riskler, olası sismik bir hareketlilik vs. buralarda tam bir yalıtımın sağlanacağı konularında kuşkular, vb. Ya da 100 reaktörün yanında geçici depolanan atıkların,Yucca’ya aktarılırken, taşıma sırasında olabilecek tehlikeler , vb.).

 

Dördüncü sakıncası ise,nükleer malzemenin ve atıkların, teröristlerin eline geçme riski.Bu dört sakıncanın yanı sıra Türkiye'de yer seçimiyle ilgili sorunlar var. Ruslara ihalesiz olarak; inşaat, işletme, yakıt sağlama ve nihai atık giderme işleri verildi. Ruslar tüm bu işlerde % 100 hak sahibi. Yani bir de nükleerde % 100 bağımlı olacaksınız. İnşaatı %100 onların, işletmesi onların,zenginleştirilmiş uranyumu onlar getirecek ve nihai atığın ne yapılacağına da onlar karar verecek! Anlaşma böyle.Şimdi bu durumda nasıl oluyor da AKP’nin iddia ettiği gibi, siz enerjide dışa bağımlılığımızı azaltıyorsunuz.

 

Demet Öztürk: İlk başta maliyeti var ama uzun dönemde kendi kendini kurtarıyor ekonomik hale geliyor olabilir mi?

 

Necdet Pamir: Hayır satın alma garantisi verildi. Türkiye’de geçen sene elektiriğin toptan satış fiyatı ortalama 4 cent/kilovat-saat iken, bu antlaşmayla Ruslara 12.35 cent/kilovat-saat satın alma garantisi verdiler. 3 katından fazlası!!!

 

Demet Öztürk: Ne zamana kadar?

 

Necdet Pamir:15 sene.Ondan sonrada kısmi satın alma var. Anlaşmaya göre en az %51’ i bunların elinde kalacak; yani hiçbir zaman çoğunluk hissesi sizin değil.İstediği zaman % 49’a kadar devredebilirler yerli yada yabancı şirketlere.

 

Demet Öztürk: Demek istediğiniz yatırımlar doğru yerlere yapılırsa bağımlılıktan kurtuluruz.

 

Necdet Pamir: Evet ama, o da şu koşulla: Rüzgar türbinlerini Hollanda'dan, Çin’den, vb. getiriyorsanız,güneş panellerini de gene başka ülkelerden getiriyorsanız; gene dışa bağımlısınız.Rüzgara, güneşe, jeotermale yatırım yaparken, enerji ekipmanlarının da Türkiye de üretilmesi için başka bir seferberlik gerekli. Bu alanlarda Ar-Ge’yi teşvik edeceksiniz, üniversitelerle sanayi kuruluşlarını, özel sektörü bir araya getireceksiniz; devlet burada öncülük yapacak.Doğru teşvik politikalarıyla, kademeli olarak yerli imalatın önünü açacaksınız.Yani “kademeli”den kastım,bir anda düğmeye basıp %100 belki her şeyi siz yerli imal edemeyebilirsiniz ama kademeli olarak yerli payını arttıracak biçimde teşviklerle önünü açacaksınız.

 

 

 

 

Demet Öztürk: Yeni seçilecek başkan için neler tavsiye ediyorsunuz?

 

Necdet Pamir: Tavsiye ettiğimiz konuları yazdık ve her ortamda dile getirdik.  Enerjiye erişim, temel bir insanlık hakkıdır. Bu nedenle, enerji politikasının temel ilkeleri şöyle sıralanabilir:

 

Enerjinin tüm tüketicilere; temiz, yeterli, kaliteli, kesintisiz, sürekli, ödenebilir koşullarda, güvenilir ve çeşitlendirilmiş kaynaklardan temini sağlanmalıdır.

 

Bu kaynaklarda, gelecek kuşakların da hakkı olduğu unutulmadan planlama yapılmalıdır.

 

Ülkemizin yerli kaynaklarının yetersiz olduğu savı bilimsel değil; “siyasi” ve temelsiz bir savdır. Geçen yıl tükettiğimiz elektriğin 3 katı atıl bekleyen yerli kaynağımız var. Ülke kaynakları bilimsel temelde belirlenmeli ve yerli kaynak potansiyelimiz gerçekçi bir biçimde devreye konulmalıdır.Türkiye’nin ne kadar petrolü doğal gazı var söyleyecek durumda değiliz çünkü ne Karadeniz doğru düzgün aranmış ne Ege ne de Doğu Akdeniz.

 

Kalkınmada enerji yoğunluğunu azaltan (enerjiyi verimli kullanan), enerjiyi yerli ve yenilenebilir kaynaklarla ve yurt içinde üretilen ekipmanlarla temin eden bir paradigmaya geçiş sağlanmalıdır.

 

Yarattığı katma değeri görece düşük, yoğun enerji tüketen, eski teknolojili, çevre kirliliği yaratabilen sanayi sektörleri (çimento, seramik, ark ocak esaslı demir-çelik, tekstil vb.) yerine;enerji tüketimi düşük, ithalata değil, yerli üretime dayalı, ileri teknolojili sanayi dallarının (elektronik, bilgisayar donanım ve yazılım, robotik, aviyonik, lazer, telekomünikasyon, gen mühendisliği, nano-teknolojiler vb.) tercih edilmelidir.

 

Artan enerji/elektrik ihtiyacını karşılamada bugüne kadarki genel yaklaşım olan, çok sayıda yeni elektrik tesisi kurmak yöntemi yerine; talebi ve üretimi yönetip, enerjiyi daha verimli kullanarak; sağlanan tasarrufla yeni tesis ihtiyacını azaltma politika ve uygulamaları hayata geçirilmelidir.

 

Elektrik enerjisi; insan yaşamının zorunlu bir ihtiyacı ve ortak bir gereksinim olarak toplumsal yaşamın vazgeçilmez bir öğesidir. Sosyal devlet anlayışı; enerji politikasının, toplum yararını gözetecek biçimde planlanmasını, enerji üretimini ve sunumunu gerektirir. Bunlar da ancak kamusal nitelikte bir hizmet ile mümkün olabilir. 

 

Bugüne kadarki iktidarlarca sürdürülen ve kamu sektörünü siyasal iktidarın arpalığı olarak gören, nitelikli insan gücünü yok eden yönetim anlayışı yerine; kamu işletmeleri ve kuruluşları, işlevlerini toplum çıkarları doğrultusunda yerine getirmeleri için yeniden düzenlenmelidir.  

 

Enerji politikaları; dış politika, güvenlik politikası, ekonomik politika, tarım ve sanayi politikaları, ulaştırma politikası ve çevre politikası ile, entegre (bütünleşik) biçimde planlanmalıdır.

 

Enerji tüketim profilimizdeki tüm ithal kaynakların payları (doğal gaz, petrol, kömür) kademeli olarak azaltılmalı; yeni lisanslara, ithal kaynaklar açısından belli kısıtlamalar getirilmelidir.

 

Talep tahminlerinin; nüfus artışı, ekonomik büyüme, sanayileşme, kırsaldan kente göç, yakıt fiyatlarının olası seyri, enerji politikaları (vergiler, teşvikler, vb.) gibi çeşitli parametreleri dikkate alarak; gerçekçi ve bilimsel temelde yapılması gerekir.

 

Özellikle büyük oranda ithalata bağımlı olduğumuz doğal gazda, anlaşmalardaki    “al ya da öde” hükümleri, tahminlerde sapma olması halinde, ekonominin üzerinde önemli yük oluşturmaktadır.

 

 

Demet Öztürk: Türkiye’nin petrol ve doğal gaz potansiyeli neden tam olarak bilinemiyor? Özellikle denizlerimiz neden yeterince aranamıyor? Önceden yapılan anlaşmalar yüzünden mi aranamıyor?

 

Necdet Pamir: Hayır öyle bir durum yok. Ama şu var: Karadeniz bölgesinde münhasır ekonomik bölge konusunu, kıyıdaş ülkeler kendi aralarında hallettiler. Doğu Akdeniz'e geldiği zaman kıyıdaş ülkeler anlaşmış durumda değil. Dış politikasındaki hatalar nedeniyle yalnız kalmış durumda Türkiye’nin kavgalı olmadığı kimse yok. Kim haklı kim haksız ayrı konu… Onların münhasır ekonomik bölge kabulleriyle, bizimkinin arasında çok ciddi farklılıklar var.Şimdi orada bir fiili bir durum oluyor ve onlar bizim münhasır ekonomik bölgemizde aramaya kalktıklarında, bizim donanma gidiyor engelliyor bu sürdürülebilir bir durum değil.Ege’de zaten Yunanlılar ile anlaşamadığımız için, arayamıyoruz.Dolayısıyla sizin Türkiye’de enerji kaynaklarının bir envanterini çıkarmanız lazım. Petrol ve doğal gaz başta olmak üzere, kömür de yeterince aranmış değil.Bu kaynaklarda gelecek kuşaklarında hakkı olduğu unutulmadan planlama yapılmalıdır.

 

Demet Öztürk: Evet özelleştirme sizce nedir ve enerjide  neresindeyiz özelleştirmenin?

 

Necdet Pamir: Elektrikte, 2002’de yaklaşık % 65 olan kamunun payı (kurulu güç ve üretim) şimdi % 15’in altına doğru düşüyor. Ama enerji fiyatları fiyatlar katlandı.

 

2002 yılında Türkiye, OECD ülkeleri içinde enerji fiyatlarının en ucuz olduğu ülke konumundaydı.

 

Son kullanıcılara sunulan tüm enerji kaynaklarındaki ortalama fiyat değişimlerini gösteren OECD Enerji Fiyat Endeksi’nde, Türkiye’nin değeri 41.9 olarak dikkat çekiyor (2010=100 ise).Aynı yıl OECD ortalaması 63 iken, OECD’nin Avrupa ortalaması ise 64,7. Rakamlar, Türkiye’de yurttaşların ve sanayicilerin enerji için OECD ortalamasının % 50 daha altında, OECD’nin Avrupa ülkelerinden ise % 54.4 daha az ödeme yaptığını gösteriyor (2002).

 

2016’da tablonun tam tersine döndüğü görülüyor.OECD istatistiklerinde, 2016 yılı enerji fiyat endeks verilerine göre TÜRKİYE, 138.8 değeri ile OECD’NİN EN PAHALI ÜLKESİ DURUMUNA GELDİ. Bu değer ile Türkiye tüketicisi, 100.8’lik OECD ortalama endeksinden % 38; 108.4 endeks değerine sahip OECD Avrupa ortalamasından ise % 28 daha pahalı enerji kullanan ülke oldu (2016).

 

Aradan geçen 12 yıllık AKP döneminde Türkiye, % 231 ile enerji zamları açısından OECD şampiyonu oldu (2002 - 2016).

 

 

Petrol Ofisi, Ditaş, Petkim, Tüpraşgibi, milli şirketin (TPAO) çatısı altında olan kuruluşların hepsi satıldı. Bunlar çoğunlukla (TÜPRAŞ hariç) yabancı şirketlerin kontrolünde. Özelleştirmeden sonra binlerce çalışan, işlerinden atıldı. Sendikal haklar yok edildi.

 

Demet Öztürk: Geri dönülebilir mi  özelleştirmelerden?

 

Necdet Pamir: Enerji sektörü, stratejik bir sektördür.Usülsüzlük, kanunsuz devir gibi işlemler, hukukun üstünlüğünün yeniden egemen olacağı bir Türkiye’de, gereken karşılığını bulur. Gerek gördüğünüz tüm kurumları, tekrar kamulaştırırsınız.

 

Demet Öztürk: Ama anlaşmalar yapmışsınız vermişsiniz.

 

Necdet Pamir:  Eğer bu kuruluşlarınve sektörün stratejik olduğuna inanıyorsanız, gereğini yaparsınız. Bir kısmının devrinde, usül dışı işlemler oldu. Bunları yasal haklar çerçevesinde geri alırsınız. Diğerleri içinse, gerektiğinde, bedelini öder, geri alırsınız.

 

 

 

 






FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
VİDEO GALERİ
  • SOCAR TÜRKİYE 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
    SOCAR TÜRKİYE 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
  • İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları 2
    İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları 2
  • İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları
     İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları
  • Bir dağın tepesine nasıl büyük rüzgar türbini getirilir ?
    Bir dağın tepesine nasıl büyük rüzgar türbini getirilir ?
  • İBRADI GES - Şebekenden bağımsız (OffGrid 50kWp)
    İBRADI GES - Şebekenden bağımsız (OffGrid 50kWp)
  • Dudgeon Offshore Wind Farm : AÇIK DENİZ RÜZGAR ENERJİSİ ( STATOİL )
    Dudgeon Offshore Wind Farm : AÇIK DENİZ RÜZGAR ENERJİSİ ( STATOİL )
  1. SOCAR TÜRKİYE 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
  2. İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları 2
  3. İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları
  4. Bir dağın tepesine nasıl büyük rüzgar türbini getirilir ?
  5. İBRADI GES - Şebekenden bağımsız (OffGrid 50kWp)
  6. Dudgeon Offshore Wind Farm : AÇIK DENİZ RÜZGAR ENERJİSİ ( STATOİL )
VİDEO GALERİ
YUKARI gebze evden eve nakliyat