Bugun...



''Türkiye'de toplumsal bir huzursuzluk var''
Tarih: 14-05-2018 07:26:28 Güncelleme: 14-05-2018 09:21:28 + -


Doğru Yol Partisinde 20. 21. dönem milletvekilliği yapan Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı görevini de üstlenen Ufuk Söylemez ile Türkiye'nin ekonomi durumu enerji politikası ve seçimlerle ilgili keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

facebook-paylas
Tarih: 14-05-2018 07:26

''Türkiye'de toplumsal bir huzursuzluk var''

Doğru Yol Partisi'nden 20. 21. dönem İzmir Milletvekilliği yanı sıra Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı görevini de üstlenen Ufuk Söylemez ile Türkiye'nin ekonomi durumu ve Ortadoğu politikasının yanı sıra enerji politikaları ve 24 Haziran'da yapılacak olan seçimleri muhalefetin kazanması durumunda izlemesi gereken yolu değerlendirdik.

 

Demet Öztürk: Bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Türkiye’nin şuan içinde bulunduğu ekonomik durumla ilgili ne düşünüyorsunuz? 

 

Ufuk Söylemez: Türkiye seçimlerden önce beklide zaten seçimlere gitmesinin sebebi olarak bir ekonomik darboğaza doğru maalesef bıçak sırtı bir noktada ilerliyor. Bu tabi tedirginlik yaratan bir durum. Bugüne kadar uygulanan politikalar hem dünyadaki gelişmeler hem Türkiye’deki politikalar Türkiye’yi bu noktaya sürükledi.Yani birçok faktör var.Amerika da faizlerin arttırılması veya bir takım güvenlik kaygıları dışında Türkiye’nin dış politikadaki zigzagları özellikle Suriye de ki çelişkili politikaları dış politikadaki yalnızlaşması Avrupa Birliği ilişkilerinde ve Amerika ile olan ilişkilerinde ki zigzaglar bunların hepsi dışarıdaki algıya olumsuz etkilediği gibi içerde de maalesef Türkiye’nin üretimden kopuk sıcak paraya dayalı ağır borçlanma ve ithalat tüketim ile oluşmuş bir zinciri artık sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor yani ekonomide ben buna artık denizin bittiği yer diyorum. Bugün artık piyasalar gergin derinliğini yitirmiş vaziyette döviz kurlarındaki anormal yükselme fiili devalüasyondur.Yılbaşından bugüne %11_%12 yi bulan bir devalüasyondur ki bunun yarısı son bir ayda yapıldı.Buda tabi tüm mal ve hizmetler üzerine faturası ağır oluyor.Dünyada son İran gerginliği Güney Kore ile başlayan Şimdi ise Kuzey kore ile başlayan İran a Trump ile olan problemler bugün dünyada petrol fiyatları 75 dolara kadar dayandı.Biliyorsunuz geçtiğimiz yıllarda hani 30 dolarlara düşmüş petrol fiyatları bugün 75 dolar burada da bana göre Türkiye’nin enerji açığı diyebileceğimiz açık miktarının bu yıl 40 milyar doları aşacağını tahmin ediyorum.Büyük bir fatura tabi.Dolayısıyla Türkiye gelişmiş ülkelerin dışın gelişmekte olan kendi kendine benzer ülkelerin arasında da negatif olarak ayrışan ekonomik durumda maalesef.Bu tabi enflasyonda çift haneli rakamlar işsizlikte çift haneli rakamlar ve buna bağlı olarak da faizlerde çift haneli rakamlar.Çift haneli rakam neyi ifade ediyor gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında mesela The Economist adlı derginin son sayısında yaklaşık 50’ye yakın ülke ekonomisinin verileri veya rakamları yayımlandı burada gelişmiş veya gelişmekte olan 45-50 ülke arsından Türkiye hem faizleri hem enflasyonu hem de işsizliği çift haneli olan tek ülke durumunda maalesef dolayısıyla Türkiye’nin bunu uzun süre götürmesi mümkün değil ayrıca Türkiye’de devlet yol köprü tünel yapacağım diye büyük yatırımları dış pahalı kredilerle finanse ediyor. Bu Türkiye ye ayrılan limitlerinde dünya ölçeğindeki bankalarda bir anlamda özel sektörün kullanabileceği daha verimli alanlarda yatırımlarda kullanabileceği kredilerin beton ekonomisi için devlet tarafından el konulması anlamına geliyor.Yani ekonomide faizlerde bunu deriz ama bide ekonomide crowdig out etkisi deriz buna.Bu crowding out bir değişiği de devletin özel sektörün kullanabileceği fonlara ve limitlere böyle el koyması ile oluyor.Tabi beton ekonomisinde bu tür yatırımların geri dönüşünde veya gelir üretme kapasitesinde bir sanayi gibi zenginlik ve bolluk yok dolayısıyla beton ekonomisi verimlilik ve gelir üretmede yetersiz bıraktı Türkiye’yi.Bunun Türkiye’de borçlanarak da bir yere gelmenin Türkiye sınırına geldi.Özellikle tahül sektöründe müthiş bir tıkanıklık yaşanıyor .Bize gelen bilgiler çok sayıda tanınmış müteahhit firma dahil bankalara olan borçları ödemekte zorlanıyorlar.Yüksek lüks ranta dayalı konut üretimlerinde satmakta veya elden çıkarmakta zorlanıyorlar.Bakın son alınan kararlardan birinde de işte KDV indirimi seçime yönelik alındı.Konutlarda da 150 metre karenin üzerinde KDV indirimi var ama esas alt ve orta gelir sahibi insanların 150 metre kareden düşük ev sahibi oldukları bir gerçek onlarda mesela yok.Buda büyük bir çelişki dolayısıyla bankacılık sisteminde de riskler birikiyor yani felaket miyopluğu diye bir terim kullanırız ekonomide buda sorunların görmezden gelinip halının altına süpürülmesi giderek riskleri büyütüyor ve sektörlerin sorunları giderek bankacılık sektörünün üzerine bindiriliyor.Bu Türkiye için korkunç bir durum.Türkiye’nin her türlü krizin faturasını bu işten sorumlu olmayan geniş halk kesimi ödüyor.Bu yüzden ben ekonomik kriz olsun hiç istemem.Krizlerin bedelini halk öder müsebibleri ödememiştir bugüne kadar ama kriz olmasın diye de elimizden gelen uyarıyı yapmak zorundayız.Türkiye’de bugün toplumsal bir huzursuzluk var maalesef kamplaşma ve kutuplaşma çok ileri boyutlarda dolayısıyla Türkiye Suriye’den göç almış vaziyette sayıları 4 milyona yaklaşan insan var bunların ekonomik sosyal ve siyasal sorunlarla yüz yüze.Dolayısıyla dolar bazında ekonomimiz büyümüyor küçülüyor.Nominal olarak büyüdüğü söyleniyor ekonomimizin reel olarak yani dolara endekslediğimiz zaman daralıyor.Son 5 senedir her sene ekonomi daralıyor.Kişi başına milli gelirde 10000 dolarda orta gelir tuzağına düşmüş vaziyette.Kamu ve özel dış borçlar 453 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek rakamına ulaşmış vaziyette.Türkiye’ yi buradan çıkarmak için mutlaka üretim ekonomisine dönecek karma ekonomi modelini esas alacak sıcak para yerine gerçekçi kuru uygulayacak bir anlayışa temel bir paradigma değişikliğe ihtiyaç var.Yoksa bu iş hamaset filan olmaz.Turizm gelirlerinde bir iyileşme gözükse bile gelen turistlerin çoğunluğunun Türkiye ye para bırakan Avrupalı turistler olmadığı aşikar.İşte Gürcistan’dan Bulgaristan’dan günlük çalışmaya gelen turist vize ile çalışmaya gelenleri bile turist olarak göstermek yada ya da Arap ülkelerinden gelen belli sayılar bunlar hiçbirisi Avrupalı turistlerin getirdiği rakam veya sayıya ulaşmaları mümkün değil. 

 

Dolayısıyla orada da eski güzel günler biraz uzak da gözüküyor.Türkiye bir yandan terör mücadelesi yaparken bir yandan dış politikada çeşitli çelişkiler ve istikrarsızlıklar yaşarken içerde de giderek otariterleşen o hal altında bir erken seçime doğru gidiyor.Erken seçime gitmek sebebi bana göre ekonomiktir çünkü girmeseydi çok daha büyük sorunlarla karşılaşacaktı Türkiye ama girdikten sonrası da bana göre bir saatli bomba gibi yani kim iktidara gelirse gelsin elinde ekonomi ile ilgili patlamak üzere olan bir saatli bomba olacak.Bu mevcut durum iktidar olsa bile gerekli rasyonel önlemleri veya acı reçete diyebileceğimiz ekonomide sert önlemleri alacaklarından şüphem var.Çünkü 8-9 ay sonrada yerel seçim atmosferine giriyor Türkiye var.Yerel seçim öncesi böyle önlemler almaları zor.Ama tabi TUİK’in rakamları alarm veriyor.TUİK rakamlarında sık sık revizeler ve değişiklikler yapılıyor geriye yönelik.Bu da tabi inandırıcılık problemi yaratıyor.Benim en büyük endişem Yunanistan’ın düştüğü duruma Allah korusun düşmektir.Türkiye milli gelir rakamlarının TUİK’in verdiği verilerin doğru olduğuna inanmak istiyor ama çok revize yapıyorlar çok düzeltme yapıyorlar geriye yönelik çok rakamlarla oynuyorlar buda tabi kafalarda büyük soru işareti yaratıyor.Onun için seçim sonrasında Türkiye’de rahatlayacağına yönelik iddaları ben fazla iyimser görüyorum.Zaman kazanılıyor olabilir ama seçim sonrasında hiçbir şeyin güllük gülüstanlık olma ihtimali gözükmüyor.Seçim sonrası ekonomi ile igili gerekli önlemleri alacak bir siyasi iktidar veya başkanlık anlayışı olabilecek mi ondanda şüphelerim var.Az önce arz ettim 8-9 ay sonra bir yerel seçim var başka biriside parlemento çoğunluğuyla cumhurbaşkanın seçilen partilerinin farklı olmaları.Bu durumda da bir çelişki ve kitlenme yaşanması bununda direk ekonomiye yansıması mümkün çünkü siyasetle ekonomi bir madalyonun iki yüzü.Bunun için piyasalar gergin durumda ekonomide yatırım iklimi dediğimiz ortam biraz kaybolmuş vaziyette.Yatırım iklimi ne ister öncelikle bir hukuk devleti ister kuralların oyun oynanırken değişmemesini ister malın mülkün ve yatırımın güvencede olmasını ister.Demokratik hakların ve özgürlüklerin uygun olmasını ister sadece getiri kazanca bakmaz yatırımcı .Standard and pours unda en sonunda Türkiye’ye yatırım yapılabilir not seviyesinin altına düşmesi durumunda hem fitch hem moody’s hem S&P üst üste üçü birden yatırım seviyesinin altına düşürdü Türkiye’yi.Bu Türkiye nin bunu önemsemem ciddiye almam demesinin bir anlamı yok .Çünkü o notları önemseyen uluslar arası yatırımcılar uluslar arası fonlar bu tür reyting kuruluşlarının notlarına bakarlar.Yatırım yapılamaz seviyedeki ülkelere yatırım yapmaktan fon göndermekten kaçınırlar veya mevcut fiyatlamanın çok üzerinde fahiş fiyatlarla gönderirler.Her ikisi de Türkiye için uygun değildir.Türkiye ekonomide rantçı yap-sat müteahhitliğinden ,üretmeyip tüketmekten,imal etmek yerine ithalattan tasarruf yerine tüketimden vazgeçmediği sürece bu sıkıntıları aşamaz.Şimdi aynı kadrolarla yeniden olmaz.Dolara karşı savaşta faizler. Faizler sebep değil sonuçtur. Faizler neyin sonucudur bu yatırım ortamının bu risklerin otoriterleşmenin dinin siyasete müdahalesinin ülkedeki ekonomik ve politik risklerin artmasının hepsinin bileşenidir.Türkiye doğrudan yabancı yatırımlar geçen gün YASED’in rakamlarına baktım yani gayrimenkul alımları çıkarırsak yabancıların yarı yarıya düşmüş durumunda.Yani ne geliyor ülkeye sıcak para yani tefeci para gecelik günlük haftalık en yüksek faizi alıyor Avrupa da alabileceği hatta dünyada en yüksek faizi veren ilk 5 ekonomiden biriyiz .Dünyada alabileceği en yüksek faizi bir gecelik bir haftalık bir aylık alacağını alıp gidiyor.Bunun Türk ekonomisine yararı değil zararı vardır.Çünkü kalıcı yatırım yapılamaz ,geleceği göremeyiz, her an gidebilir bir paradır güvenilmez bide tabi çok büyük maliyet çıkıyor üzerimize.Ortaya baktığımız zaman iyimser bir tablo görmekte zorlanıyorum ama dediğim gibi uyarılarımız ne kadarı dikkatte alınır onu da bilmiyorum. Sermaye tabana yayılması, haklı rekabet oluşması , ahbap çavuş kapitalizmi dediğimiz kayırmacılık korumacılıktan vazgeçilmesi. Borsa döviz üçgeninde değilde üretim üçgenine bakılması lazım hadiselere ve kumarhane kapitalizminden vazgeçilmesi bunların hepsi temel bir anlayış yani bu politika değişikliği temel anlayış kadro değişikliğiyle olabilir ancak. Türkiye için benim endişem İMF ‘ye muhtaç hale getirilebilinir yani bu kadar döviz tahülüne girmiş bir ülkenin dış kredi bulma kaynaklarında azalma dış kredilerinde azalma ve pahalanma olduğu zaman bunun içine siyasal belirsizlik eklendiği zaman sonucunda Allah korusun bir finansal kriz,bir döviz krizi,bir bankacılık krizi yaşanma riski geçmişe göre bugün biraz daha arttı maalesef.Bunun sonucunda Türkiye İMF’ye muhtaç hale gelirse inanın çok üzülürüz o bakımdan uyarılarımız bu amaçlıdır.Türkiye seçim atmosferinde bile tabi kaçınılmaz olarak hala gelir azaltıcı harcama arttırıcı popilizme kaçan vaatler veriyor partiler.İktidar da muhalefette buna uyuyor mecburen.Ama OLMAYAN PARA’yı kime vereceksiniz?Borçlanmayla ne kadar dağıtacaksınız?Bu sosyal devlet anlayışından çıkıp artık bir sadaka ekonomisine dönüşürse ne kadar sağlıklı olacak?Hep bunları Türkiye tartışması lazım.Ben faizleri emir komutayla indirmeye çalışarak,konut kredilerini 1’in altına verin demek müteahhitleri rahatlatmak için lüks müteahhitleri lüks konut müteahhitlerini rahatlatmak için çünkü 150 metre kare üzerine bu indirimi yapıyorlar.Türk ekonomisini kurtaracak çözüm değil bankacılık sektörünü sıkıntıya sokar bugün bankalar ortalama 2 yıl 4 ay vade ile para topluyorlar 3yıl 5 yıl 10 yıl vadeli büyük yatırım alt yapı projelerini desteklemek zorunda bırakılıyorlar Ziraat bankası ,Halk bankası gibi kamusal sermeyeli bankalar esnaf, küçük işletmelere, kobilere,tarıma ,çiftçiye finansman sağlaması gereken bankalar bugün devletin alt yapı yatırımlarını veya yandaş müteahhitlerin donuk kredilerini finanse ederek esasında kendi aktiflerini de donuklaştırıyorlar bankacılık sektöründe bu yanlış politika yüzünden riskli bir sürece doğru gidiyor.Bankacılık sektörünün bir krize sürüklenmesi Türkiye için bir felaket olur.Onun için günlük popilist politikalar günü kurtarma politikaları benden sonra tufan anlayışı yanlış çünkü seçim bittikten sonrada biz bu ülkede yaşayacağız daha akılcı daha rasyonel daha üretim yanlısı ve daha dürüst politikalar yani yolsuzluklarla mücadele kayıt dışı ekonomi ile mücadele haklı rekabet koşullarının oluşturulması kumarhane kapitalizminden vazgeçilmesi gerçekçi kur uygulanması sermayenin tabana yayılması alınacak önlem çok ama yapacak niyet ve bunu becerecek kadrolar gerekiyor.Oda şu seçim karmaşası ve kaosunda pek sağduyulu bir şey gibi gözükmüyor gibi geliyor bana.yani seçim sonrasında da benim endişelerim aynen devam ediyor.

 

Demet Öztürk:Yenilenebilir enerji kaynaklarından ne kadar faydalana biliyoruz? Ekonomimize sağlayacağı ve de sağladığı katkılar nelerdir?

 

Ufuk Söylemez: Türkiye de tabi başta güneş enerjisi jeotermal enerji rüzgar enerjisi olmak üzere zengin bir potansiyel var. Bugüne kadar tam geliştirebildik mi?Geliştiremedik bakın dünyada güneş tarlaları kuruluyor birçok ülke buna yatır4ım yapıyor.Türkiye bir nükleere doğru yöneldi ama nükleerin dışında seçeneklerde var ve özellikle yenilenebilir kaynaklarının biliyorsunuz dünya bu konuda giderek duyarlaşıyor gerçi Amerika çevre antlaşmalarından çekileceğim diyor ama dünyada bir duyarlılık var .Bakın dizel araçlar tamamen kalkıyor artık elektirikli araçlara hibrit araçlara dönüyor dünyada yani gelişmiş ülkelerden başlıyor bu hareket tabi ama bu çevre kirliliği var kaynakların tüketilmesi var karbon gazı salınımı var.Bütün bunları dikkate aldığımız zaman yenilenebilir enerji kaynakları bir çevresel anlamda iki maliyet anlamında çünkü biz büyük ölçüde biliyorsunuz petrol ve doğal gaza dışa bağımlı bir ülkeyiz bu dışa bağımlılık kısa vadede çeşitlendirilse bile çözülmesi kolay gözükmüyor.Çoğunluğu %90 Rusya ,İran’dan doğalgaz ve Petrolun %90’nını temin ediyoruz bunu çeşitlendirmek de kolay ve maliyetsiz değil o zaman bunun en uygun yolu yenilenebilir enerji kaynaklarında teşvikleri böyle doğru yerlere vermek kredileri doğru yere vermek.Teknoloji transferi yapmak güneş panelleri imal etmek rüzgar tribünleri imal etmek ortak olarak imal edilebilinir teknoloji transfer edilebilinir dünyayla ortaklık kurulabilir.Türkiye yi buna yönlendirmek lazım çünkü bizi rüzgara enerjisinden faydalanacak çok lokasyon var.Güneş enerjisi deseniz Türkiye’nin yine geniş alanları var yani bu aslanlarda yapılabilir hatta dünyada evler kendi enerjisini üretmek bile biliyorsunuz akıllı evlerle buda mümkün.Ülke3nin hızla kararlılıkla bilinçle ve belli bir programla gitmesi lazım.Bunla eş zamanla ileri teknoloji ürün imalatı katma değeri yüksek olan ürünlerin imalatı ve ihracatına yönelmek lazım.Bunların temelinde ne yatıyor bilinç eğitim Türkiye’de tabi sadece imam hatip açarak bu teknolojik bu bilimsel rekabete gerekliliklere ne kadar ayak uydurabilir orası tartışılır onun için diyorum ya bir temel zihniyet değişikliği lazım enerji faturası ne zaman akla geliyor bak bugün olduğu gibi PETROL FİYATLARI 75 doları aştığı zaman veya uluslar arası bir kriz yaşandığı zaman jeopolitik olarak akla geliyor ama bunu uzun vadeli bakıp jeotermal enerji olsun,rüzgar enerjisi olsun ,güneş enerjisi olsun bunların hepsinden azami ölçüde yararlanacak adımları atmanın adımların geciktiğini düşünüyoruz. 

 

Demet Öztürk:Enerji sektöründe ne gibi reformlara ihtiyaç vardır? Hangi sektörün gelişmesinin önü açılması gerekir?

 

Ufuk söylemez:Özellikle jeotermal güneş alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarında teknoloji transferi teşvik sağlanmalı. Bunu da bir plan dahilinde dediğimiz gibi planlı olması ben prensip olarak kamu özel sektör ayrımına karşıyım Türkiye hem kamu hem özel hem planlama hem piyasa bir arada yürüyebilecek karma ekonomi zihniyetine doğru yönelmelidir bunu Atatürk baştan koymuş biz onu ondan ayrılarak hata ettik aslında o ilkelerden karma ekonomi model Atatürk’ün koyduğu bir model devletle özel sektörde birbirinin rakibi yada düşmanı değildir.Piyasayla ,planlamada birbirine rakip yada alternatif değildir bunlar yerine ve zamanına ülkenin ihtiyaçlarına göre bunlar zamanında değerlendirilebilir kullanılabilir diye düşünüyoruz.Bunlar burada da aynı mantığı kullanmak gerek diye düşünüyorum.

 

Demet Öztürk:Ülkemiz için gerçekleşmesini istediğiniz hayaliniz nedir?

 

Ufuk Söylemez:kiye’nin tam olarak inanması ve geri dönmesini isterim.Ülkede kutuplaşma ve kamplaşmanın bitirilmesini, dinin siyasete alet edilmemesini,ekonomik olarakada sermayenin tabana yayılaması,haklı rekabet ortamının olması,sıcak para yerine gerçekçi kur uygulanmasını,üretim ekonomisine dönülmesi,sat kurtul ver kurtul böl kurtul anlayışı yerine sağlıklı rekabet edilebilinir sürdürülebilinir bir büyüme ortamının sağlanması yatırım ikliminin ortamının iyileştirilmesi ve Türkiye’nin dış dünyada komşularıyla karşılıklı mütekabiliyet içinde iyi ilişkiler kurup ekonomik politik istikrarın sağlanmasını arzu ederim.Ben bürokraside bulundu zamanlarda siyasette bulundum zamanlarda bakan olduğum zamanlarda hep bu ilkelerle hareket etmeye çalıştım.Bugün için bu tür sağduyulu seslerin egemen olmadığını görsek bile kamuoyunda veya medya da toplumun büyük çoğunluğunda bu sağduyulu yaklaşımı benimsediğini içimden tahmin ediyorum çünkü aklın yolu bir olur ortak akılda bunu gerektiriyor.Bütün umudumuz o onun için demokrasiye ve cumhuriyete inancımızı cumhuriyetin kurucu Atamıza olan sevgimizi sürdürerek bu ideallerimiz için meşru yöntemlerle yönetmeye demokrasiyi devam etmeliyiz.

 

Demet Öztürk:Seçimlerden sonra ekonomi ne olur?

 

Ufuk Söylemez:Az önce konuşmanın başında söylediğim gibi seçimlerden sonra ekonomide gerçek anlamda bir sorunlar yumağı var yani şuanda seçim öncesi hükümetin yaptığı aldığı kararlar verdiği teşvikler dağıttığı krediler piyasaya para boca edilmesi anlamına geliyor halbuki Türkiye’de bir anlamda maliye politikalarıyla para politikaları çelişiyor.Bir yandan sıkı para politikası uygulayıp bir yandan da mali politikayla vergi afları getirirseniz .Ben size söyleyeyim ona buna karşılıksız fon dağıtırsanız,onu bunu affederseniz,ona buna bedava paralar hibe ederseniz bağışalarsanız bu tam bir popilizim olur.Popilizimin bedelini çok daha ağır ülke öder.Zaten Türk ekonomisinin geldiği nokta çok sağlıklı bir nokta değil.Bu şartlarda ben seçimlerden sonra rasyonel hatta ACI REÇETE leri içeren ekonomik adımların atılması,tedbirlerin alınması gerekiyor.Bunu atacak siyasi iktadarında 8-9 ay sonra olacak yerel seçimleri de kaybetmeyi de göze alması gerekiyor.Bunu yapmaları kolay mı?Bana göre değil ama ben şartların bunu zorlayacağı kanaatindeyim.Benim korkum böyle kaçındıkça yani halının altına süpürüldükçe sorunlar görmezden gelindikçe yani FELAKET MİYOPLUĞU dediğimiz görmezden gelindikçe bu problemler Türkiye inanın yarın çok daha ağır radikal önlemler almaya gidebilir.Yunanistan’ın yaşadığı durumun daha beterini yaşamak karşılaşma ihtimali var. Hatta tekrar İMF’ye muhtaç olma İMF kapılarına gitme riski var.Bunlardan kaçınmamız için bugünden bu popilist anlayışın yerine daha akılcı anlayışları toplumla paylaşmak lazım benim endişem o.Yani seçim sonrası güllük gülüstanlık bir ortam görmüyorum yani SEÇİM OLDU DİYE Türkiye’de FAİZ’LER düşecekmi?Ne değişecek bugünkü iktidar tekrar iktidara gelse zaten bu politikaları uyguluyor.

 

Demet Öztürk:Muhalefet gelse?

Ufuk Söylemez:Muhalefet gelse de ACI REÇETE önlemlerini alması gerekecek.Muhalefetinde talihsizliği de orada yani çelişkisi orada muhalefet gelince gerekli rasyonel tedbirleri hatta acı reçeteleri önlemleri alırsa uzun orta vadede Türkiyenin çok işine gelir.Ama kısa vadede bunun risklerini görür siyaset kurumu 8 ay sonra yerel seçimler var napalım diyetutuk davranabilirler.Tabi halka iyi anlatırlarsa meseleyi bu tedbirleri niye almak zorunda kaldıklarını anlatırlarsa süratla tereddütsüz etkili bir programla çıkıp 3-4 ay içerisinde 6 ay içinde toparlanmayı sağlayabilirler.Yani 6 aylık bir programla bu durumdan çıkabilirler.Seçimler geleceği için bu durum çok zor.Bir film var TARZAN ZOR DURUMDA diye ben ekonomik politik durumu iktidar ve muhalefet açısından seçim sonrası Tarzan zor durumda diye özetlemek istiyorum.

 

Demet Öztürk:Son olarak söylemek istediğiniz konu mesaj var mı?

 

Ufuk Söylemez:Teşekkür ederim yaptığınız iş Türkiye’ye faydalı bir iş.Farklı sesleri Türkiye’nin bilime dayalı,yetişmiş,tecrübeli isimlerini konuk ediyorsunuz yazıyorsunuz yayınlıyorsunuz Bu bakımdan size kurumunuza da tebriklerimi iletmek isterim.Sağ olun geldiğiniz için.

Demet Öztürk:Biz teşekkür ederiz kabul ettiğiniz için.






Etiketler : Ufuk Söyleme

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
VİDEO GALERİ
  • SOCAR TÜRKİYE 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
    SOCAR TÜRKİYE 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
  • İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları 2
    İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları 2
  • İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları
     İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları
  • Bir dağın tepesine nasıl büyük rüzgar türbini getirilir ?
    Bir dağın tepesine nasıl büyük rüzgar türbini getirilir ?
  • İBRADI GES - Şebekenden bağımsız (OffGrid 50kWp)
    İBRADI GES - Şebekenden bağımsız (OffGrid 50kWp)
  • Dudgeon Offshore Wind Farm : AÇIK DENİZ RÜZGAR ENERJİSİ ( STATOİL )
    Dudgeon Offshore Wind Farm : AÇIK DENİZ RÜZGAR ENERJİSİ ( STATOİL )
  1. SOCAR TÜRKİYE 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
  2. İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları 2
  3. İzlanda jeotermal enerji şirketi Kanal Alterra Power'in Çalışmaları
  4. Bir dağın tepesine nasıl büyük rüzgar türbini getirilir ?
  5. İBRADI GES - Şebekenden bağımsız (OffGrid 50kWp)
  6. Dudgeon Offshore Wind Farm : AÇIK DENİZ RÜZGAR ENERJİSİ ( STATOİL )
VİDEO GALERİ
YUKARI bodrumdialysis.com