Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

2040 enerji hedeflerinde yeni yaklaşım: Egemen elektrifikasyon

Türkiye'nin 2040'a uzanan enerji hedefleri, yalnızca yenilenebilir kaynakların büyümesini değil, şebekeden madenciliğe kadar uzanan kapsamlı bir dönüşümü gündeme getiriyor. Enerji bağımsızlığının geleceği, bu yatırımların birlikte ilerlemesine bağlı

GÜNDEM 29.10.2026 08:03 Beyza Kum Okuma Süresi: 8 dk
2040 enerji hedeflerinde yeni yaklaşım: Egemen elektrifikasyon
Paylaş:
N

Türkiye'nin 2035 için belirlediği hedeflerin ardından 2040'a yönelik yeni enerji vizyonu gündemde. Artan elektrik talebi, ithal petrol ve doğal gazın ekonomi üzerindeki yükü ve küresel enerji piyasalarındaki belirsizlikler, yeni planın önemini artırıyor. Türkiye'nin önündeki temel soru ise büyüyen enerji ihtiyacını karşılarken dışa bağımlılığını ne ölçüde azaltabileceği.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın 2040 yılında enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 70'inin yenilenebilir kaynaklardan karşılanmasına yönelik açıklaması ve 5 Kasım'da kamuoyuna sunulacak “Milli Enerji 2040” vizyonu, yeni dönemin çerçevesini oluşturuyor.

Doç. Dr. Anıl Çağlar Erkan, Enerji Haber ile paylaştığı “Türkiye'nin Yenilenen Enerji Hedeflerinin Stratejik Anlamı” başlıklı akademik değerlendirmesinde, Türkiye'nin yeni enerji stratejisini “egemen elektrifikasyon” kavramıyla ele aldı. Erkan, bu yaklaşımın enerji ihtiyacının ithal yakıtlardan yerli kaynaklarla üretilen elektriğe kaydırılmasını, dış şoklara karşı ekonomik kırılganlığın azaltılmasını ve ulusal kapasitenin güçlendirilmesini esas aldığını söyledi.

ENERJİ POLİTİKASINDA 2035'TEN 2040'A UZANAN YENİ DÖNEM

Türkiye'nin 2022'de yayımlanan Ulusal Enerji Planı, 2035 yılında elektrik kurulu gücünün 189,7 GW'a, güneş kapasitesinin 52,9 GW'a, rüzgar kapasitesinin 29,6 GW'a ve nükleer kapasitenin 7,2 GW'a ulaşmasını öngörüyordu. Aynı planda yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payı için yüzde 54,7 hedefi bulunuyordu.

Daha sonra rüzgar ve güneş enerjisinde 2035 yılı için 120 GW'lık yeni bir kapasite hedefi belirlendi. Erkan'a göre bu gelişme, üretim kapasitesiyle birlikte altyapı ve yatırım gereksinimlerinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kıldı.

Doç. Dr. Anıl Çağlar Erkan, Türkiye'nin 2040'a uzanan yaklaşımını üç temel sorunun “artan enerji talebinin karşılanması”, “dışa bağımlılığın azaltılması” ve “iklim hedeflerine ulaşılması” olduğunu kaydetti. Bu hedeflerin yalnızca sayısal göstergeler üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine işaret eden Erkan, “Bu çerçeve, egemen elektrifikasyon olarak kavramsallaştırılabilir” dedi.

ENERJİ GÜVENLİĞİ ARTIK SANAYİ VE EKONOMİYİ DE KAPSIYOR

Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan kriz, petrol ve doğal gaz tedarikine bağımlı ekonomilerin karşı karşıya olduğu riskleri görünür hale getirdi. Erkan, küresel enerji arzındaki kırılganlıkları Türkiye'nin yeni hedeflerinin arka planındaki önemli unsurlardan biri olarak değerlendirdi. Enerji arzındaki aksaklıkların yalnızca yakıt fiyatlarını değil, petrokimya, alüminyum ve gübre gibi sektörlerin ham madde ve üretim maliyetlerini de etkileyebildiğine dikkat çeken Erkan, Türkiye'nin 2025 yılındaki net enerji ithalatının 47 milyar dolar olduğu ifade etti.

Erkan’ın analizinde, küresel enerji krizinin Türkiye'nin 2026 yılı enerji ithalat faturasını yüzde 30'a varan oranda artırabileceği değerlendirmesine de yer verildi. LNG taşıma maliyetlerinde yaklaşık yüzde 600'e ulaşan artış ise uluslararası enerji ticaretindeki kırılganlığın örneklerinden biri olarak gösterildi.

Erkan, enerji güvenliğinin artık yalnızca elektrik ve yakıt tedarikinin sürekliliğiyle açıklanabilecek bir konu olmadığını söyledi. Türkiye'nin alternatif enerji tedarik güzergahlarındaki konumunu değerlendiren Erkan, bunun ayrı bir stratejik avantaj sağladığını ifade etti.

YENİLENEBİLİR ENERJİDE BÜYÜME 2040 HEDEFİNİN TEMELİNİ OLUŞTURUYOR

Erkan'ın çalışmasında, 2025 yılında güneş ve rüzgarda toplam 6,5 GW yeni kapasitenin devreye alındığı, iki kaynağın toplam kurulu gücünün yıl sonunda yaklaşık 40 GW'a ulaştığı belirtildi. Güneşten elektrik üretiminin ise 2023'teki 18,4 TWh seviyesinden 2025'te 37,3 TWh'ye yükseldiği aktarıldı.

Aynı değerlendirmeye göre 2025 yılında rüzgar ve güneş, Türkiye'nin elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 22'sini karşıladı. Hidroelektrik ve jeotermal gibi diğer kaynaklarla birlikte yenilenebilir enerjinin üretimdeki payı yaklaşık yüzde 43 oldu.

Ember'in Türkiye Elektrik Görünümü 2026 raporuna göre Türkiye, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya'da yıllık elektrik üretimi 25 TWh'yi aşan 16 ülke arasında, rüzgar ve güneşin toplam elektrik üretimindeki payının yüzde 20'yi geçtiği tek ülke konumunda bulunuyor. Erkan'ın çalışmasında da bu bölgesel karşılaştırmaya yer veriliyor.

Erkan, güneş ve rüzgardan elde edilen elektrik üretiminin doğal gaz ithalatından kaçınma yoluyla Türkiye'ye yaklaşık 15 milyar dolarlık katkı sağladığını dile getirdi.

100 MİLYAR DOLARLIK ŞEBEKE YATIRIMI NEDEN ÖNEMLİ?

Güneş ve rüzgarın değişken üretim yapısı, elektrik şebekesinin yeni kapasiteye uyum sağlamasını gerektiriyor. Erkan'ın analizinde bu nedenle iletim ve dağıtım altyapısının geliştirilmesi, yenilenebilir enerji hedeflerinin temel koşullarından biri olarak gösterildi.

Çalışmada, daha önce açıklanan yaklaşık 80 milyar dolarlık şebeke yatırım ihtiyacına yer verildi. Ancak Bakan Bayraktar, 26 Ekim 2026 tarihinde yaptığı açıklamada Milli Enerji 2040 kapsamında elektrik iletim ve dağıtım altyapısı için öngörülen yatırım tutarını yaklaşık 100 milyar dolar olarak duyurdu.

Yeni yatırım çerçevesi, güneş ve rüzgar santrallerinin sisteme bağlanmasının yanı sıra elektrikli araçların, sanayinin, veri merkezlerinin ve dijital ekonominin büyüyen elektrik ihtiyacının karşılanmasını da kapsıyor.

Erkan, iletim ve dağıtım yatırımlarının üretim kapasitesindeki artışa yetişememesinin, yeni santrallerde üretilen elektriğin sisteme aktarılmasını güçleştirebileceğine dikkat çekti.

ENERJİ DEPOLAMADA 33 GW'LIK PROJE PORTFÖYÜ

Erkan'ın çalışmasında, Türkiye'deki batarya proje portföyünün mevcut rüzgar ve güneş kurulu gücünün yaklaşık yüzde 83'üne karşılık geldiği belirtiliyor. Yaklaşık 33 GW büyüklüğündeki bu portföy, Türkiye'de enerji depolamaya yönelik yatırım ilgisinin ulaştığı seviyeyi gösteriyor.  Ancak söz konusu büyüklük, işletmeye alınmış batarya kapasitesini değil, geliştirilmesi planlanan projeleri ifade ediyor. Dolayısıyla bu yatırımların elektrik sistemine sağlayacağı katkının, projelerin tamamlanmasına ve şebekeye entegre edilmesine bağlı olabileceği dile getiriliyor. Erkan, depolama yatırımlarının Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedeflerini destekleyen önemli bir unsur olduğunu söyledi.

DOĞAL GAZ VE NÜKLEER ENERJİ DÖNÜŞÜMÜN NERESİNDE?

Erkan, Türkiye'nin 2040 hedeflerinde yerli hidrokarbon üretimi ve nükleer enerjiyi de enerji güvenliğinin tamamlayıcı unsurları olarak değerlendirdi.

Doğal gazın geçiş döneminde sanayi ve ısınma ihtiyaçlarının karşılanmasında, aynı zamanda yenilenebilir kaynakların değişken üretimini dengelemede rol oynamayı sürdüreceği belirtiliyor. Bu kapsamda Karadeniz'deki Sakarya Gaz Sahası'nda üretimin artırılması ve Gabar'daki petrol üretiminin geliştirilmesi, ithalat bağımlılığının azaltılmasına yönelik adımlar arasında sayılıyor.

Erkan'ın çalışmasında Sakarya Gaz Sahası'nda ikinci faz kapsamında günlük üretimin 20 milyon metreküpe, 2028'de devreye alınması planlanan üçüncü faz ile 45 milyon metreküpe çıkarılmasının hedeflendiği aktarıldı. Gabar'daki petrol üretiminin ise günlük 83 bin 300 varile ulaştığı bildirildi.

Nükleer enerji, değerlendirmede uzun vadeli ve sürekli elektrik üretimi sağlayabilecek bir kaynak olarak konumlandırılıyor. Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin devreye alınması, Sinop ve Trakya'daki yeni santral planları ve küçük modüler reaktör teknolojilerine yönelik çalışmalar, kaynak çeşitlendirmesinin parçaları arasında gösteriliyor.

Bu kapsamda Eylül 2026'da Türkiye Nükleer Enerji AŞ (TÜNAŞ) ile ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) arasında imzalanan anlaşma da önem taşıyor. Anlaşma çerçevesinde dört ABD'li şirketin küçük modüler reaktör tasarımları ile beş farklı dördüncü nesil reaktör tasarımının teknik, ekonomik, mevzuat ve lisanslama yönlerinden incelenmesi öngörülüyor. Çalışmanın en az bir yıl sürmesi ve yaklaşık 2 milyon dolarlık bütçesinin USTDA tarafından karşılanması planlanıyor.

Erkan, nükleer alanda farklı ülkelerle geliştirilen iş birliklerinin teknoloji seçeneklerini genişletebileceğini ve yerli sanayinin projelere katılımını artırabileceğini değerlendiriyor.

KRİTİK MİNERALLER ENERJİ BAĞIMSIZLIĞININ YENİ BOYUTU

Erkan'ın analizinde bakır, lityum, nadir toprak elementleri ve bor; elektrik şebekeleri, bataryalar, rüzgar türbinleri ve elektrik motorları açısından stratejik mineraller arasında gösteriliyor.

Bu durum, enerji ithalatını azaltmaya çalışan ülkelerin yeni teknoloji ve ham madde tedarik zincirlerini de dikkate almasını gerektiriyor.

Erkan, dünya bor rezervlerinin yaklaşık dörtte üçüne sahip olan Türkiye'nin ve nadir toprak elementlerine yönelik arama faaliyetlerinin, enerji dönüşümünde önemli bir potansiyel sunduğunu belirtiyor.

Akademisyen, enerji ve madencilik yatırımlarının birlikte planlanmasının stratejik önemini çalışmasında şu sözlerle ortaya koyuyor:

“Yeni planın enerji ve madencilik yatırımlarını birlikte ele alması, Türkiye’nin enerji dönüşümünü ham madde güvenliğiyle bütünleştiren ileri görüşlü bir yaklaşım benimsediğini göstermektedir.”

Türkiye'nin enerji dönüşümünde yalnızca yeni üretim tesisleri kurması değil, bu tesislerin ihtiyaç duyduğu ham maddelerde ve teknolojilerde değer zincirine katılımını artırması da önem taşıyor.

Mineral kaynaklarının çıkarılmasının yanı sıra işlenmesi, ileri malzemelere dönüştürülmesi ve sanayide kullanılabilir hale getirilmesi, bu potansiyelin ekonomik değere dönüşmesinde belirleyici olacak. Böylece enerji dönüşümünün ithal yakıtlara bağımlılığı azaltırken yeni ham madde ve teknoloji bağımlılıkları oluşturmasının önüne geçilmesi hedeflenebilir.

FİNANSMAN VE ENERJİ VERİMLİLİĞİ DIŞA BAĞIMLILIĞI NASIL ETKİLEYECEK?

Türkiye'nin 2040 hedefleri, yeni elektrik üretim tesislerinin yanı sıra şebeke, depolama ve sanayi altyapısında uzun vadeli yatırımlar gerektiriyor. Bu yatırımların hayata geçirilmesinde finansmana erişim ve yatırım maliyetleri belirleyici olacak.

Erkan'a göre enerji politikalarında öngörülebilirlik, yatırımcıların karşı karşıya olduğu belirsizlikleri azaltarak finansman koşullarını iyileştirebilir. Uzun vadeli hedeflerin açık biçimde ortaya konulması, yatırım riskinin ve sermaye maliyetinin düşürülmesi açısından önem taşıyor. Enerji, sanayi ve finans politikalarının birlikte planlanması da yatırımların sürdürülebilirliğini destekleyebilir.

Türkiye'nin 2024-2030 döneminde enerji verimliliğine 20 milyar dolar yatırım yapma hedefi de ithalat bağımlılığının azaltılması açısından önem taşıyor. Sanayi tesislerinde, binalarda ve ulaşımda enerji tüketiminin azaltılması, aynı ekonomik faaliyetin daha az enerjiyle gerçekleştirilmesine imkan sağlayabilir. Böylece enerji talebindeki artışın bir bölümü yeni yakıt ithalatına ihtiyaç duyulmadan karşılanabilir.

Erkan, enerji verimliliğini yeni üretim kapasitesi oluşturmanın alternatifi değil, üretim yatırımlarını tamamlayan bir unsur olarak değerlendiriyor.

COP31 ÖNCESİNDE 2040 HEDEFLERİ YENİ BİR ANLAM KAZANIYOR

9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek COP31 öncesinde Milli Enerji 2040 vizyonunun kamuoyuna sunulması, Erkan tarafından enerji politikasının uluslararası boyutunu güçlendiren bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Akademisyene göre Türkiye'nin uzun vadeli ve ölçülebilir enerji hedefleriyle COP31'e katılması, iklim diplomasisindeki konumunu destekleyebilir.

Erkan, Türkiye'nin yenilenebilir enerji yatırımları, kaynak çeşitlendirmesi ve enerji güvenliği alanındaki deneyiminin, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında diyalog kurulmasına katkı sağlayabileceğini değerlendiriyor. Türkiye'nin enerji dönüşümündeki yaklaşımının, kalkınma ihtiyacı ile iklim hedeflerini birlikte ele almak isteyen ülkeler açısından da önem taşıyabileceğini savunuyor.

Bu çerçevede COP31, Erkan'ın analizinde Türkiye'nin enerji dönüşümündeki deneyimini uluslararası alanda paylaşabileceği bir diplomasi fırsatı olarak öne çıkıyor.

2035 HEDEFİ İÇİN HER YIL YAKLAŞIK 8 GW YENİ KAPASİTE GEREKİYOR

2035 yılı için belirlenen 120 GW'lık rüzgar ve güneş hedefine ulaşılması, yıllık yeni kurulumların yaklaşık 8 GW seviyesine çıkarılmasını gerektiriyor. Erkan, bu büyümenin elektrik altyapısının geliştirilmesiyle desteklenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Şebeke kapasitesinin yeni üretim tesislerine uyum sağlaması, kuraklık dönemlerinde hidroelektrik üretimindeki dalgalanmaların dengelenmesi ve ithal kömüre dayalı üretimin yerli kaynaklarla kademeli olarak ikame edilmesi, hedeflerin uygulanmasında öne çıkan koşullar arasında bulunuyor.

Akademisyen, 2040 için açıklanan yaklaşık yüzde 70 yenilenebilir enerji hedefinin kapsamının da netleştirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Hedefin elektrik üretimine mi yoksa toplam enerji tüketimine mi ilişkin olduğunun açıklığa kavuşması, ilerlemenin hangi göstergeler üzerinden izleneceğini belirleyecek.

Bu çerçevede 5 Kasım'da açıklanacak Milli Enerji 2040 vizyonu, Türkiye'nin uzun vadeli enerji hedeflerinin hangi yatırım ve uygulama araçlarıyla hayata geçirileceğini ortaya koyması bakımından önem taşıyor.

HABER BİLGİSİ
Kaynak: Haber Merkezi Muhabir: Beyza Kum
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
Elektrik üretiminde barajlı HES'ler ilk sırada
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Elektrik üretiminde barajlı HES'ler ilk sırada
WhatsApp
İhbar Hattı