Küresel ölçekte sürdürülebilir teknolojilere yapılan yatırımlar son 10 yılda 17 trilyon dolara ulaştı. Bain & Company'nin yayımladığı sürdürülebilirlik raporuna göre, yatırımlar 2025 yılında 2,4 trilyon dolarla rekor kırdı. Ancak incelenen 37 teknolojiden yalnızca güneş enerjisi, bataryalar ve elektrikli araçlar beklentilerin üzerine çıktı. Araştırma, sürdürülebilirlik yatırımlarının büyük bölümünün belirli sektörlerde yoğunlaştığını ortaya koydu.
SÜRDÜRÜLEBİLİR TEKNOLOJİLERE 17 TRİLYON DOLAR AKTARILDI
Bain & Company tarafından hazırlanan "Vizyoner CEO'lar İçin Sürdürülebilirlik Rehberi" raporunun dördüncü edisyonunda, küresel sürdürülebilirlik yatırımlarının son 10 yıllık gelişimi ele alındı.
Rapora göre hükümetler ve özel sektör kuruluşları, bu dönemde sürdürülebilir teknolojilere toplam 17 trilyon dolar yatırım gerçekleştirdi. Yalnızca 2025 yılında yapılan yatırımlar 2,4 trilyon dolara ulaşarak rekor seviyeye çıktı. Ancak yatırımların sektörlere dağılımında önemli farklılıklar görüldü.
Toplam yatırımın yüzde 90'ı yeşil enerji, binalar ve mobilite alanlarında yoğunlaştı. Tarım, üretim ve malzemeler ile doğal sermaye alanları ise yatırımlardan yüzde 10'un altında pay aldı. Raporda, bu üç sektörün küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 37'sinden sorumlu olduğu belirtildi.
37 TEKNOLOJİDEN YALNIZCA ÜÇÜ BEKLENTİLERİ AŞTI
Bain & Company'nin Yeşil Teknoloji Performans Endeksi kapsamında 37 sürdürülebilir teknolojinin 2025 yılındaki kullanım düzeyi, 10 yıl önceki tahminlerle karşılaştırıldı. Sonuçlara göre güneş enerjisi, bataryalar ve elektrikli araçlar öngörülen gelişim seviyesini aşan üç teknoloji oldu.
İncelenen teknolojilerden 29'u ise beklentilerin gerisinde kaldı. Raporda bu farklılığın teknoloji, tüketici davranışları ve kamu politikalarının gelişim hızlarıyla bağlantılı olduğu belirtildi.
TÜKETİCİLERİN YÜZDE 85'İ ÇEVRE KONUSUNDA ENDİŞELİ
Bain & Company'nin ABD, Birleşik Krallık, İtalya, Brezilya ve Endonezya'da 7 bin 500 kişiyle gerçekleştirdiği araştırma, tüketicilerin çevreye ilişkin kaygılarının arttığını gösterdi.
Çevresel sürdürülebilirlik konusunda endişe duyduğunu belirtenlerin oranı geçen yıl yüzde 79 iken bu yıl yüzde 85'e yükseldi. Katılımcıların en fazla kaygı duyduğu konular arasında aşırı sıcaklıklar, seller ve orman yangınları yer aldı.
Araştırmada tüketicilerin yüzde 83'ünün en az üç sürdürülebilir yaşam alışkanlığını benimsediği belirlendi. Bu oran 2023 yılında yüzde 73 seviyesindeydi. Sürdürülebilirliğe önem vermediğini söyleyen kişiler arasında bile bu tür alışkanlıkları benimseyenlerin oranı yüzde 35'ten yaklaşık yüzde 50'ye çıktı.
SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRÜNLERE YÜZDE 18 DAHA FAZLA ÖDEME EĞİLİMİ
Araştırmaya göre tüketiciler, sürdürülebilir özelliklere sahip ürünler için ortalama yüzde 18 daha yüksek fiyat ödemeye hazır. Ürünün sağlık açısından da fayda sağlaması halinde bu oran yüzde 24'e yükseliyor. Katılımcıların yarısından fazlası, yerel işletmeleri desteklemek ve tedarik güvenliğini artırmak amacıyla geçmişe göre daha fazla yerel alışveriş yaptığını belirtti.
Bain & Company Ortağı Armando Guastella, tüketicilerin sürdürülebilirliği artık yalnızca çevresel etkiler üzerinden değerlendirmediğini söyledi. Guastella, enerji verimliliği, sağlık ve dayanıklılık gibi unsurların satın alma kararlarında giderek daha fazla önem kazandığını ifade etti.
YAPAY ZEKA ALIŞVERİŞ TERCİHLERİNİ DEĞİŞTİRİYOR
Raporda yapay zekanın sürdürülebilir tüketim üzerindeki etkisi de incelendi. Bain Consumer Lab araştırmasına göre yapay zeka kullanan tüketicilerin yüzde 48'i daha sürdürülebilir bir yaşam sürmek için bu teknolojiden yararlanıyor. Katılımcıların yüzde 43'ü alışveriş sırasında sağlıklı ürünleri, yüzde 38'i ise çevre dostu seçenekleri belirlemek amacıyla yapay zeka araçlarını kullanıyor.
Araştırmaya katılanların yüzde 68'inin daha düşük karbon salımına sahip ürünü doğru belirleyemediği ortaya çıktı. Raporda, şirketlerin ürünlere ilişkin sürdürülebilirlik bilgilerini yapay zeka uygulamalarının erişebileceği şekilde sunmasının önem kazandığı belirtildi.
YAPAY ZEKANIN ENERJİ TÜKETİMİNE İLİŞKİN TAHMİNLER AYRIŞTI
Bain & Company, yapay zekanın enerji tüketimi konusunda yöneticiler ve tüketiciler arasında farklı beklentiler bulunduğunu tespit etti. 400 üst düzey profesyonelle yapılan araştırmada yöneticiler, yapay zekanın üç yıl içinde küresel enerji tüketimindeki payının yaklaşık yüzde 11'e ulaşacağını öngördü.
Tüketicilerin tahmini ise yüzde 19 oldu. Buna karşılık Bain'in iklim ve ekonomi modellemesinde yapay zekanın küresel enerji tüketimindeki payının yaklaşık yüzde 0,7 seviyesinde olacağı hesaplandı.
Araştırmada yapay zekanın enerji tüketimine ilişkin endişeleri nedeniyle tüketicilerin yaklaşık üçte ikisinin davranışlarını değiştirdiği belirlendi. Bu değişiklikler arasında bazı yapay zeka araçlarının kullanımını bırakmak, farklı platformlara geçmek ve paylaşılan bilgileri sınırlandırmak yer aldı.
İKLİM KAYNAKLI AFETLERİN MALİYETİ HER YIL ARTIYOR
Raporda iklim değişikliğinin şirketlerin faaliyetleri üzerindeki ekonomik etkilerine de yer verildi. Bain & Company verilerine göre iklim kaynaklı afetlerin yol açtığı kayıplar yıllık yüzde 5 ila yüzde 7 arasında artıyor.
Araştırma kapsamında 12 sektörde yaklaşık 150 bin varlık incelendi. Şirketlerin altyapılarını iklim risklerine karşı güçlendirme fırsatlarının sektörlere göre farklılaştığı belirlendi. Güneş enerjisi şirketleri yeni tesislerini dayanıklılık koşullarına göre tasarlayabilirken çelik ve çimento gibi sermaye yoğun sektörlerde büyük yenileme fırsatları 25 ila 35 yılda bir ortaya çıkabiliyor.
ŞİRKETLERİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK YATIRIMLARINDA ÖNCELİKLER FARKLI
Araştırma, şirketlerin yapay zeka ve sürdürülebilirlik yatırımlarına yaklaşımlarında da farklılıklar bulunduğunu gösterdi. Bu alanlarda ileri seviyede bulunan şirketlerin yüzde 90'ı, yapay zekayı sürdürülebilirlik hedefleri için önemli bir fırsat olarak değerlendiriyor.
Daha geride kalan şirketlerde ise bu oran geçen yıl yüzde 57 iken bu yıl yüzde 41'e düştü. Şirket yönetimlerinde de yatırım öncelikleri farklılaşıyor. Üst düzey yöneticiler finansal getiriyi ilk sırada değerlendirirken sürdürülebilirlik uzmanları mevzuata uyum ve risk yönetimine öncelik veriyor.
ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNDE REKABET GÜCÜ VE DAYANIKLILIK VURGUSU
Bain & Company Ortağı Onur Candar, iklim değişikliğinin şirketler açısından doğrudan yönetilmesi gereken ekonomik ve operasyonel bir konu haline geldiğini belirtti. Candar, güneş enerjisi, batarya ve elektrikli araç teknolojilerindeki ilerlemenin tüm sürdürülebilirlik alanlarında aynı hızda gerçekleşmediğini ifade etti.
Enerji yoğun sektörlerde yenilenebilir enerji, verimlilik ve dayanıklı altyapı yatırımlarının önemine değinen Candar, şu değerlendirmede bulundu:
"Önümüzdeki dönemde fark yaratacak olan, iklim ve enerji dönüşümünü yalnızca yönetilmesi gereken bir maliyet değil, doğru yatırımlar ve zamanında aksiyonlarla daha dayanıklı, rekabetçi ve geleceğe hazır iş modelleri geliştirme fırsatı olarak görebilmek olacak."