Türkiye’nin rüzgar enerjisinde büyüme hedefleriyle mevcut proje stoku arasındaki fark, yatırımların hayata geçirilme sürecini öne çıkarıyor. Tahsis edilmiş ancak henüz işletmeye alınmamış 24 GW’lık rüzgar kapasitesinin yaklaşık 18 GW’ı depolamalı projelerden oluşuyor. Sektörün yılda 7 GW yeni rüzgar kapasitesi kurabilecek potansiyele sahip olduğu belirtilirken, bu büyümenin gerçekleşmesi için finansman, izin ve şebeke yatırımlarının birlikte ilerlemesi gerekiyor.
Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, Enerji Haber’e yaptığı özel açıklamada, rüzgar yatırımlarının önündeki engelleri, WindEnergy Hamburg 2026 görüşmelerini, yerli sanayinin rekabet koşullarını ve 2035 hedeflerini değerlendirdi.
RÜZGARDA YÜKSEK POTANSİYEL
Türkiye’nin 2035 yılı için belirlediği 120 GW’lık toplam güneş ve rüzgar hedefinin önemli bir yatırım hacmi oluşturduğunu anlatan Erden, rüzgar sektörünün yıllık kurulum potansiyeline ve mevcut proje stokuna ilişkin şu bilgileri verdi:
“Rüzgar tarafında yılda 7 GW yeni kapasite kurabilecek bir potansiyele sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Bu hedefe ulaşmak için üretim altyapımız, tedarik zincirimiz ve mühendislik kapasitemiz önemli bir temel oluşturuyor. EPDK’nin paylaştığı verilere göre, tahsis edilmiş ancak henüz işletmeye alınmamış rüzgar projelerinin kapasitesi 24 GW seviyesindedir. Bunun yaklaşık 18 GW’lık bölümünü depolamalı rüzgar projeleri oluşturuyor.”
Bu büyüklüğün önümüzdeki yıllar için önemli bir yatırım havuzuna işaret ettiğini belirten Erden, projelerin izin, finansman, bağlantı ve inşaat süreçlerini tamamlaması gerektiğini vurguladı.
YEKA RES-2026 kapsamında 1.500 MW kapasitenin tahsis edilmesi ve deniz üstü rüzgarda 1.000 MW’lık ilk sürecin ilerlemesi de büyümeyi destekleyen gelişmeler arasında bulunuyor.
Erden, şebeke yatırımları, depolama çözümleri ve daha hızlı izin süreçlerinin bu büyümeye eşlik etmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:
“Önümüzdeki dönemde asıl mesele, hedef belirlemekten çok bu hedefleri uygulanabilir yatırım takvimlerine dönüştürmek. Türkiye’nin hem enerji ihtiyacını karşılayacak hem de yerli sanayiyi büyütecek bir rüzgar yatırımı seferberliğini hayata geçirebileceğine inanıyorum.”
DEPOLAMALI PROJELERDE ÖNCELİK İZİN VE ŞEBEKE SÜREÇLERİ
TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, depolamalı rüzgar yatırımlarının önündeki sorunlara ilişkin çözüm önerilerini şöyle anlattı:
“TÜREB olarak önceliğimiz, izin süreçlerinin sadeleştirilmesi, kurumlar arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi ve şebeke yatırımlarıyla proje takvimlerinin uyumlu hale getirilmesidir. Bunun yanında, yatırımcıların gelir beklentilerini daha sağlıklı hesaplayabilmesi için piyasa kurallarının öngörülebilir olması önemlidir.”
Temmuz 2026’da rüzgar ve güneş santrallerinin imar ve ruhsat işlemlerine ilişkin yeni bir yönetmelik yayımlandığını hatırlatan Erden, düzenlemenin uygulamadaki sonuçlarının henüz görülmesi gerektiğini kaydetti.
Erden, mevcut proje stokunun daha hızlı yatırıma dönüşmesini beklediklerini dile getirerek, “Bunun için kamu kurumları ve sektörün birlikte çalışması, uygulamada karşılaşılan sorunlara zamanında çözüm üretmesi gerekiyor.” dedi.
TÜRKİYE'NİN RÜZGAR SANAYİSİNE ULUSLARARASI İLGİ
WindEnergy Hamburg 2026’ya yaklaşık 100 kişilik kamu ve özel sektör heyetiyle katılan TÜREB, Türkiye’nin rüzgar enerjisindeki yatırım fırsatlarını, üretim altyapısını ve büyüme hedeflerini uluslararası sektör temsilcileriyle paylaştı.
Erden, görüşmelerde özellikle deniz üstü rüzgar enerjisi ve tedarik zinciri yatırımlarının gündeme geldiğini ifade etti. Türkiye’nin uluslararası iş birlikleri açısından sahip olduğu avantajlara değinen Erden, “Türkiye’nin Avrupa pazarına yakınlığı, güçlü üretim altyapısı ve yetişmiş insan kaynağı uluslararası iş birlikleri açısından önemli avantajlar sunuyor. Deniz üstü rüzgarda planlanan 1.000 MW’lık ilk YEKA süreci de bu ilginin somut bir yatırım alanına dönüşmesi açısından önemlidir.” diye konuştu.
Erden, Hamburg temaslarının yeni yatırımlara dönüşmesini hedeflediklerini söyledi. Görüşmelerin henüz kesinleşmiş yatırım anlaşmaları olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Erden, “TÜREB olarak amacımız, uluslararası temasları kalıcı iş birliklerine ve yeni yatırımlara dönüştürmektir.” dedi.
YERLİ RÜZGAR SANAYİSİNDE SİPARİŞ VE FİNANSMAN BELİRLEYİCİ
Türkiye’nin rüzgar enerjisinde yalnızca elektrik üretimiyle değil, ekipman ve hizmet tedarikiyle de uluslararası pazarlarda yer aldığını belirten Erden, yerli sanayinin geniş bir üretim altyapısına sahip olduğunu anlattı.
Erden, şunları ifade etti: “Türkiye, rüzgar enerjisinde aynı zamanda üretim gerçekleştiren ve uluslararası pazarlara tedarik sağlayan bir ülkedir. Türbin ve kanat üretiminden kuleye, jeneratörden mühendislik ve bakım hizmetlerine kadar geniş bir sanayi altyapımız var. Bu yapı, Türkiye’yi Avrupa başta olmak üzere uluslararası pazarlar için önemli bir üretim merkezi haline getiriyor.”
Küresel fiyat rekabetinin yoğunlaşması, yerli üreticilerin maliyetlerini ve yatırım planlarını daha önemli hale getiriyor.
Erden, üreticilerin rekabet gücünü koruması için finansmana erişim, öngörülebilir sipariş hacmi ve uluslararası pazarlara erişim konularında desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Uzun vadeli yatırım planlaması ve güçlü bir iç pazarın önemine işaret eden Erden, “YEKA gibi mekanizmalar, yerli üretimin gelişmesi ve sanayinin yatırım kararlarını öngörülebilir bir zeminde alabilmesi açısından değerlidir. Türkiye’nin yıllık 7 GW yeni rüzgar kapasitesi kurma potansiyelini hayata geçirmesi, sanayimizin ölçeğini ve uluslararası rekabet gücünü de artıracaktır” dedi.
MEVCUT RÜZGAR SAHALARINDA DAHA FAZLA ÜRETİM MÜMKÜN
Yeni santral yatırımlarının yanı sıra mevcut rüzgar türbinlerinin daha yüksek kapasiteli ve verimli modellerle yenilenmesi de Türkiye’nin elektrik üretimini artırabilecek seçenekler arasında bulunuyor.
Erden, teknolojideki gelişmeler sayesinde uygun koşullara sahip mevcut sahalarda daha yüksek kurulu güç ve elektrik üretimi elde edilebileceğini söyledi. Ancak bu dönüşümün Türkiye genelinde ne kadar ilave kapasite sağlayabileceğinin henüz tek bir rakamla ifade edilemeyeceğini dile getiren Erden, “Türkiye genelinde sağlayabileceğimiz ilave kapasiteyi tek bir rakamla ifade etmek için santrallerin yaşı, saha koşulları, mevcut türbin özellikleri ve şebeke bağlantıları üzerinden ayrıntılı değerlendirme yapılması gerekiyor” diye konuştu.
Türbin yenileme yatırımlarında mevcut lisans ve bağlantı hakları, izin süreçleri, finansman koşulları ve yeni türbinlerin mevcut altyapıya uyumu önem taşıyor.
Erden, bu süreçlerin daha öngörülebilir hale gelmesinin kapasite artışlarını ve teknoloji yenileme yatırımlarını hızlandırabileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Buradaki amaç; mevcut sahalardan daha fazla enerji üretmek, kaynak kullanımını iyileştirmek ve Türkiye’nin kurulu gücünü daha verimli biçimde artırmak.”