Türkiye'nin 2035 yılına kadar güneş ve rüzgar enerjisinde toplam 120 GW kurulu güce ulaşma hedefi, önümüzdeki yıllarda yatırımların daha da hızlanmasını gerektiriyor. Son yıllarda yenilenebilir enerji kurulumlarında rekorlar kırılmasına rağmen elektrik talebindeki artışın gerisinde kalınması, hedefin yalnızca yeni santral yatırımlarıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Şebeke kapasitesinin genişletilmesi, enerji depolama olanaklarının geliştirilmesi ve fosil yakıt kullanılan sektörlerin elektrifikasyonu, dönüşümün birbirini tamamlayan parçaları olarak öne çıkıyor.
Uluslararası enerji düşünce kuruluşu Ember'in Türkiye ve Kafkasya Bölge Lideri Ufuk Alparslan, Enerji Haber'e yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin 2035 hedeflerine ulaşması için gereken yatırım hızını, şebekenin mevcut rolünü, depolama ihtiyacını ve COP31 sürecinden beklentilerini değerlendirdi.
REKOR KURULUMLARA RAĞMEN HEDEFİN GERİSİNDE
Türkiye'nin güneş ve rüzgar enerjisinde son yıllarda ulaştığı rekor kurulum seviyeleri, 2035 hedefi için gereken hızın gerisinde kalıyor. Alparslan, mevcut kapasite ile hedef arasındaki farkı şöyle anlattı:
“Türkiye 2025 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 40 GW rüzgar ve güneş kurulu gücüne ulaşmıştı. Dolayısıyla önümüzdeki 10 yılda her yıl yaklaşık 8 GW'lık yeni kurulum yapılması gerekecektir. Ancak henüz rekor kurulumun olduğu 2025 yılında dahi bu miktarın 1 GW'tan fazla gerisinde kaldık.”
Alparslan, Türkiye'de elektrik talebinin her yıl artmasının da dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Son yıllardaki rekor kurulumların elektrik tüketimindeki artışı karşılamaya yetmediğini belirten Alparslan, fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişin sağlanabilmesi için yeni eklenen güneş ve rüzgar üretiminin tüketimdeki artışı aşması gerektiğini ifade etti.
YENİ SANTRALLERİN HIZINI ŞEBEKE BELİRLİYOR
Yenilenebilir enerji yatırımlarının önündeki belirleyici unsurlardan biri, elektrik şebekesinde bağlantı kapasitesi bulunması. Yeni bir güneş veya rüzgar santrali için şebekede boş kapasite olması gerekiyor. Kapasitenin bulunmadığı durumlarda ise yatırım başvuruları reddediliyor.
Alparslan, şebeke kapasitesinin yeni yatırımlar üzerindeki etkisini şu sözlerle anlattı:
“Şebekede açılan yeni kapasiteler ise çok geçmeden yatırımcılar tarafından projelendirilmektedir. Benzer şekilde YEKA adı verilen ihaleler aracılığıyla dağıtılan kapasitelere de yoğun bir talep gelmektedir. Dolayısıyla aslında yeni kurulum hızını, şebekede tahsis edilen kapasite miktarı belirlemektedir.”
Yeni santral yatırımları ile elektrik şebekesinin geliştirilmesi birbirinden bağımsız yürütülemiyor. Alparslan, üretim kapasitesinin artırılması ve şebekenin buna hazırlanmasının birlikte planlanması gerektiğini söyledi.
DEPOLAMADA HER BÖLGENİN İHTİYACI FARKLI
Güneş ve rüzgar enerjisinin yaygınlaşması, elektrik sisteminde üretimdeki değişkenliği dengeleyecek esneklik ihtiyacını artırıyor. Alparslan, bu esnekliğin yalnızca bataryalarla değil, barajlı ve pompaj depolamalı hidroelektrik santralleri ile ülkeler arası elektrik iletim bağlantılarıyla da sağlanabildiğini anlattı.
Türkiye'de enerji depolamanın geleceğine ilişkin değerlendirmesinde Alparslan, şu ifadeleri kullandı:
“Ülkemizde barajlı hidroelektrik santrallerinin sağladığı esneklik sayesinde bugüne dek herhangi bir sıkıntı yaşanmadı. Bundan sonra özellikle büyük ölçekli rüzgar ve güneş santrallerinin bulunduğu bölgelerde bataryaya ihtiyaç duyulacaktır.”
2035 hedefleri doğrultusunda ihtiyaç duyulacak depolama kapasitesinin GW ve GWh cinsinden belirlenmesi konusunda ise bölgesel analizlerin önemine işaret eden Alparslan, bu çalışmayı en iyi yapabilecek kuruluşun Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) olduğunu ifade etti.
ELEKTRİFİKASYON YENİLENEBİLİR ENERJİNİN GERİSİNDE KALDI
Türkiye'de yenilenebilir enerji yatırımları hız kazanırken fosil yakıt tüketiminin elektrikle değiştirilmesi aynı hızda ilerlemiyor. Alparslan, enerji dönüşümünün yalnızca yenilenebilir elektrik üretimini artırmakla tamamlanamayacağını şu sözlerle anlattı:
“Enerji dönüşümü iki parçalı bir süreç. Bir yandan elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payını artırırken, diğer yandan fosil yakıtlı enerji tüketimini de elektrifikasyon ile dönüştürmek gerekmektedir.”
Türkiye'nin son yıllarda yenilenebilir enerji alanında önemli bir atılım gerçekleştirdiğini ancak elektrifikasyonda kayda değer bir ilerleme sağlayamadığını belirten Alparslan, bu farkı elektrikli otomobiller üzerinden örneklendirdi. Alparslan, Türkiye'de elektrikli otomobil sayısının yarım milyona ulaşmasına rağmen bunun ulaşımda yalnızca yüzde 1'lik elektrifikasyona karşılık geldiğini aktardı.
ELEKTRİK TALEBİ DAHA DA ARTACAK
Elektrifikasyonun hızlanmasıyla artacak elektrik talebi, yenilenebilir enerji yatırımlarında daha yüksek kurulum seviyelerini gerekli kılacak. Alparslan, enerji hedefleri belirlenirken üretimle birlikte tüketim tarafında da projeksiyon yapıldığını belirterek şunları söyledi:
“Özellikle son üç yılda güneşte rekor kurulum gerçekleşti, rüzgar tarafında ise 2025 yılında rekor kuruluma ulaşıldı. Ancak bu rekor kurulumlar dahi son 3 yıldaki elektrik talebindeki artışı da karşılayabilecek seviyeye ulaşabilmiş değil.”
Mevcut talep artışında elektrifikasyonun payının henüz sınırlı olduğunu vurgulayan Alparslan, “Elektrifikasyonun hızlanması durumunda elektrik talebindeki artış daha da yükseleceği için geçmişteki rekorların da üstüne çıkmamız gerekmektedir.” dedi.
ELEKTRİFİKASYONDA GÖZLER COP31'E ÇEVRİLDİ
Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31'in enerji dönüşümüne nasıl katkı sağlayabileceğini değerlendiren Alparslan, elektrifikasyon hedefinin sektörlere yönelik politikalarla desteklenmesini beklediğini belirterek şunları söyledi:
“Son günlerde sıkça dile getirilen yüzde 35 elektrifikasyon hedefinin altının sektörel bazda somut politikalarla doldurulduğu bir dönem olmasını görmeyi beklerim. Özellikle elektrikli otomobil ve elektrikli otobüste yerli markalarımız varken, karayolu ulaşımı enerji ithalatımızın en yüksek payına sahip iken bu dönüşüm bizim için kaçınılmaz bir fırsat olarak öne çıkıyor.”