Avrupa’da etkisini artıran sıcak hava dalgaları ve kuraklık, nehir seviyelerindeki düşüşle birlikte kömürlü termik santralların üretimini de etkilemeye başladı. Polonya’da Vistula Nehri’ndeki düşük su seviyeleri sebebiyle bazı santrallarda üretim kısıtlanırken, yoğun su kullanan fosil yakıt santrallarının kuraklık koşullarına karşı hassasiyeti yeniden gündeme geldi.
Polonyalı enerji şirketi Enea, 4 Ağustos’ta Vistula Nehri’ndeki su seviyelerinin düşmesi nedeniyle Kozienice ve Połaniec kömür santrallarında üretimi azaltmak zorunda kaldı. Yaklaşık 1,3 gigavatlık kapasitenin sistem dışında kalmasına yol açan gelişme, sıcaklık artışı ve kuraklığın elektrik üretimi üzerindeki etkisini de görünür hale getirdi.
VISTULA NEHRİ’NDE SU SEVİYESİ DÜŞTÜ
Polonya’nın en büyük taş kömürü santrallarından biri olan Kozienice, soğutma için Vistula Nehri’nden yüksek miktarda su kullanıyor. 5 Ağustos’ta santral yakınındaki nehir debisinin 135 metreküp/saniye seviyesine kadar gerilediği belirtilirken, tesisin soğutma sistemi için saniyede yaklaşık 80 ila 100 metreküp su çektiğinin altı çiziliyor.
Bu tablo, kurak dönemlerde enerji üretimi ile su kaynaklarının korunması arasındaki dengenin daha da zorlaştığını gösteriyor. Kozienice sahasında 1,3 gigavat kapasiteli yeni bir gaz santralı kurulması da planlanırken, mevcut kömür ünitelerinin 2032’ye kadar devreden çıkarılması hedefleniyor.
KÖMÜRLÜ SANTRALLARIN SU İHTİYACI YÜKSEK
Kömürlü termik santrallar, elektrik üretiminde yüksek miktarda su kullanan tesisler arasında bulunuyor. Soğutma süreçlerinin yanı sıra kömür madenciliği, kömürün hazırlanması ve atıkların yönetimi de su kullanımı ve su kalitesi üzerinde baskı oluşturabiliyor.
Elektrik sektöründe kullanılan su miktarı büyük ölçeklere ulaşırken, özellikle açık devre soğutma sistemlerine sahip kömürlü santrallarda su çekimi oldukça yüksek seviyelere çıkabiliyor. Kuraklığın arttığı dönemlerde bu durum, hem üretim sürekliliği hem de çevresel etkiler açısından daha fazla sorun yaratıyor.
TÜRKİYE İÇİN DE SU RİSKİ GÜNDEMDE
Türkiye’de faaliyet gösteren kömürlü termik santralların su tüketimi de tartışılan başlıklar arasında yer alıyor. Yatağan ve Yeniköy termik santrallarının yıllık su tüketiminin, bulundukları ilçelerin kentsel su kullanımının birkaç katına ulaşabildiği ifade ediliyor.
Kömür madenciliğinde yapılan susuzlaştırma işlemleri de yer altı su kaynakları üzerinde baskı oluşturabiliyor. Kömür stok sahalarından ve maden atıklarından kaynaklanan sızıntılar ise yüzey ve yer altı sularının kalitesini etkileyebiliyor.
“KÖMÜRDEN ÇIKIŞ TAKVİMİ AÇIKLANMALI”
Greenpeace Türkiye İklim ve Enerji Kampanyaları Sorumlusu Emel Türker Alpay, kömür sektörünün madenlerden termik santrallara kadar birçok aşamada su kaynaklarını yoğun şekilde kullandığını ifade etti.
Alpay, özellikle Muğla’daki santralların su tüketimine ve Afşin-Elbistan bölgesindeki madencilik faaliyetlerinin yer altı suları üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Kömür yakımından kaynaklanan cıva salımlarının da su ekosistemleri ve besin zinciri açısından risk oluşturduğunu belirtti.
Türkiye’nin 2026-2030 Ulusal Su Planı’nda içme ve kullanma suyu, çevresel ihtiyaçlar ve tarımsal sulamanın enerji üretimine göre önceliklendirildiğine işaret eden Alpay, yeni kömürlü termik santral yapılmaması ve kömürden çıkış için tarih belirlenmesi gerektiğini savundu.