Dünya tarihinde ilk kez 1945 yılında Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarıyla gündeme gelen nükleer silah tehdidi, bugün de ülkelerin modernizasyon çalışmaları ve artan jeopolitik gerilimlerle önemini korumaya devam ediyor.
ABD’nin Japonya’ya düzenlediği nükleer saldırıların üzerinden yaklaşık 81 yıl geçmesine rağmen nükleer silahların yayılması, kontrolü ve ülkelerin cephaneliklerini güçlendirme çalışmaları uluslararası gündemdeki yerini devam ettiriyor.
HİROŞİMA VE NAGAZAKİ SALDIRILARI NÜKLEER ÇAĞI BAŞLATTI
Dünya kamuoyu, nükleer silahların yıkıcı etkisiyle İkinci Dünya Savaşı’nın son döneminde karşılaştı.
ABD, 1945 yılında Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine iki atom bombası attı. 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya bırakılan “Küçük Çocuk” (Little Boy) adlı bombanın patlama gücü yaklaşık 13 kiloton olarak kaydedildi.
Saldırı sonucunda şehrin büyük bölümü yok olurken, 1945 yılı sonuna kadar yaklaşık 140 bin kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.
9 Ağustos’ta Nagazaki’ye atılan “Şişman Adam” (Fat Man) isimli ikinci bomba ise yaklaşık 74 bin kişinin ölümüne sebep oldu.
Japonya, bu saldırıların ardından 15 Ağustos 1945’te teslim olduğunu açıkladı ve İkinci Dünya Savaşı sona erdi.
Japon yetkililerin verilerine göre, iki saldırının doğrudan ve dolaylı etkileri sonucunda yaklaşık yarım milyon insan yaşamını yitirdi. Radyasyonun etkileri ise yıllar boyunca sağlık sorunları ve sosyal sonuçlarla devam etti.
NÜKLEER SİLAHLARI SINIRLAMA ÇABALARI DEVAM EDİYOR
Nükleer silah kullanımının sınırlandırılması amacıyla uluslararası çalışmalar yürütülse de ülkeler uzun yıllar boyunca nükleer denemelerine devam etti.
1945 ile tüm nükleer denemeleri yasaklamayı amaçlayan Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması’nın (CTBT) kabul edildiği 1996 yılı arasında dünya genelinde 2 binden fazla nükleer deneme gerçekleştirildi.
Bu süreçte ABD 1032, Sovyetler Birliği 715, Fransa 210, İngiltere 45 ve Çin 45 nükleer deneme yaptı.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, günümüzde nükleer silaha sahip olduğu değerlendirilen ülkeler ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail olarak sıralanıyor.
İsrail ise Orta Doğu’da nükleer silaha sahip olduğu değerlendirilen tek ülke olarak ön plana çıkıyor.
DÜNYADA 12 BİNİN ÜZERİNDE NÜKLEER SAVAŞ BAŞLIĞI BULUNUYOR
SIPRI’nin 2026 verilerine göre, nükleer silaha sahip dokuz ülke 2025 yılında da cephaneliklerini modernize etmeye ve yeni sistemler geliştirmeyi sürdürdü.
Ocak 2026 itibarıyla dünyada yaklaşık 12 bin 187 nükleer savaş başlığı bulunduğu tahmin ediliyor.
Bu başlıkların yaklaşık 9 bin 745’i askeri stoklarda tutulurken, bunların yaklaşık 4 bin 12’sinin füze ve uçaklara konuşlandırıldığı belirtildi.
SIPRI verilerine göre, konuşlandırılmış savaş başlığı sayısı 2025 yılına kıyasla yaklaşık 100 adet arttı.
Yaklaşık 2 bin 100 ila 2 bin 200 savaş başlığının ise yüksek operasyonel hazırlık seviyesinde tutulduğu ve bunların büyük bölümünün ABD ile Rusya’ya ait olduğu ifade edildi.
ABD VE RUSYA NÜKLEER GÜÇLERİNİ YENİLİYOR
Dünya genelindeki toplam nükleer savaş başlığı sayısında düşüş yaşansa da bunun temel nedeninin eski savaş başlıklarının sökülmesi olduğu ifade ediliyor.
Buna karşın aktif kullanılabilir ve konuşlandırılmış nükleer silahların sayısında artış yaşanıyor.
SIPRI’ye göre ABD ve Rusya, küresel askeri stoklarda kullanıma hazır nükleer savaş başlıklarının yaklaşık yüzde 83’üne sahip durumda.
İki ülkenin, savaş başlıkları, taşıma sistemleri ve üretim altyapılarını kapsayan kapsamlı modernizasyon programları yürüttüğü aktarılıyor.
ABD-İRAN NÜKLEER GERİLİMİ GÜNDEMDEKİ YERİNİ KORUYOR
Nükleer silah tartışmalarında ABD ile İran arasındaki gerilim de öne çıkan başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.
ABD yönetimi, İran’ın nükleer kapasitesinin sınırlandırılması gerektiğini savunurken, Tahran yönetimi nükleer silah üretme hedefi olmadığını belirtiyor.
ABD Başkanı Donald Trump da İran’ın nükleer kapasitesine ilişkin görüşmeler yapılması gerektiğini ifade ederek, İran’ın nükleer silaha sahip olmasına karşı olduklarını dile getiriyor.