Dünyanın su dengesi giderek daha kırılgan hale geliyor. Yağış ve nehir akışlarındaki sert dalgalanmalar bir yandan sel riskini artırırken diğer yandan uzun vadeli su rezervlerinin azalması kuraklık tehdidini büyütüyor.
2025 SU DÖNGÜSÜNDEKİ BOZULMAYI GÖZLER ÖNÜNE SERDİ
WMO'nun raporuna göre 2025 yılında dünya genelindeki su toplama havzalarının yaklaşık yüzde 36'sında nehir debileri normal seviyenin altında kaldı.
Normalin üzerinde akış görülen havzaların oranı ise yüzde 21'de kaldı. Bu tablo, 2025'i 1991'den bu yana küresel nehir akışı açısından en kurak yıllardan biri haline getirdi.
Normal nehir debisine sahip havzaların küresel havza alanındaki payı da 2019'dan bu yana her yıl belirgin şekilde düşük seviyelerde kaldı.
ASIL ALARM UZUN VADELİ REZERVLERDE
Nehirlerdeki günlük ve mevsimlik değişimler kadar dikkat çeken bir başka gelişme ise daha yavaş yenilenen su kaynaklarında yaşanıyor.
Yeraltı suları, toprak nemi, kar, buz, göller ve nehirlerdeki toplam su miktarını ifade eden karasal su depolaması 2014-2016 döneminden bu yana azalıyor.
WMO Genel Sekreteri Celeste Saulo, bu kaynakları gezegenin "tasarruf hesabı" olarak nitelendiriyor. Bu rezervler, kısa süreli kuraklıkların etkisini azaltarak su döngüsünde doğal bir tampon görevi görüyor.
DURSUN YILDIZ: "TASARRUF HESABI" GİDEREK TÜKENİYOR
Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız da WMO raporunun en önemli mesajının hızlı ve yavaş değişen su kaynakları arasındaki farkta saklı olduğunu belirtiyor.
Yıldız'ın değerlendirmesine göre yağış, nehir debisi ve toprak nemi gibi unsurlar günler veya haftalar içinde değişebilirken yeraltı suları, buzullar ve mevsimsel kar örtüsü yıllar hatta on yıllar içinde oluşuyor veya tükeniyor.
Bu nedenle uzun vadeli rezervlerin azalması, tek bir kurak yılın çok daha ağır sonuçlar doğurabileceği anlamına geliyor.
BUZULLARDA KAYIP DÖRDÜNCÜ YILDA DA SÜRDÜ
WMO verileri buzullardaki kaybın da hız kesmediğini gösteriyor.
2025 yılında dünyanın büyük buzul bölgelerinin tamamında net kütle kaybı yaşandı. 2023'ten bu yana toplam kayıp yaklaşık 1.400 gigatona ulaştı.
Avrupa Alpleri, İskandinavya ve Kafkasya gibi bazı küçük buzul bölgelerinin "zirve su" olarak adlandırılan dönemi geride bırakmış olabileceği belirtiliyor. Bu aşamadan sonra erime kaynaklı su akışının kalıcı olarak azalması bekleniyor.
YERALTI SULARINDA DA AÇIK BÜYÜYOR
Yeraltı sularında da benzer bir tablo ortaya çıkıyor.
Amerika kıtası, Avrupa, Orta Doğu, Hindistan, Güney Afrika ve Avustralya'nın bazı bölgelerinde 2022-2025 döneminde devam eden su açıkları tespit edildi.
2025 yılında dünya genelinde izlenen kuyuların yaklaşık yüzde 65'i tarihsel normal değerlerin dışında kaldı. Veriler, dengenin 2024'e göre daha fazla açık yönüne kaydığını gösterdi.
SEL VE KURAKLIK AYNI ANDA ŞİDDETLENİYOR
Su döngüsündeki bozulmanın etkisi yalnızca su kıtlığıyla sınırlı değil.
Bazı bölgelerde nehirler ve yeraltı suları azalırken başka bölgelerde aşırı yağışlar ve seller daha ağır sonuçlara yol açıyor. Bu durum, su döngüsündeki değişimin giderek daha düzensiz bir görünüm kazandığını ortaya koyuyor.
Asya ve Afrika, son beş yılda kaydedilen su kaynaklı afetlerin yaklaşık yarısını oluşturdu. Bu iki kıta, söz konusu afetlere bağlı ölümlerin yüzde 80'inden fazlasının yaşandığı bölgeler olarak öne çıktı.
ASYA VE AFRİKA'DA VERİ AÇIĞI DİKKAT ÇEKİYOR
Raporun dikkat çektiği sorunlardan biri de su krizinin en ağır hissedildiği bölgelerdeki ölçüm eksikliği.
Asya ve Afrika, küresel nehir debisi ölçüm istasyonlarının yalnızca yaklaşık yüzde 7'sini oluşturuyor. Bu durum, su kaynaklarındaki değişimin en fazla yaşandığı bölgelerin aynı zamanda en az izlenen alanlar arasında kalmasına neden oluyor.
WMO, uydu gözlemleri ve hidrolojik modellerin kullanımının bu açığın kapatılmasına katkı sağladığını belirtiyor.
DURSUN YILDIZ: SADECE YAĞIŞA BAKMAK YETERLİ DEĞİL
Dursun Yıldız'a göre mevcut tablo, su yönetiminde yalnızca yağış miktarına veya nehir akışına bakmanın yeterli olmadığını gösteriyor.
Uzun vadeli su rezervlerinin de aynı anda takip edilmesi gerektiğine dikkat çeken Yıldız, yeraltı suları, buzullar, kar örtüsü, göller ve diğer doğal depolama alanlarındaki değişimin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Çünkü kısa vadeli bir yağış artışı, yıllar içinde kaybedilen bir yeraltı suyu rezervini veya eriyen bir buzul kütlesini tek başına geri getirmiyor.
SU KRİZİ SINIRLARI AŞIYOR
WMO, su kaynaklarının izlenmesi konusunda ülkeler arasındaki veri paylaşımının artırılması çağrısında bulunuyor.
Nehir havzaları ve buzullar ülkelerin siyasi sınırlarıyla sınırlı olmadığı için bir ülkede yaşanan değişim, suyun akış yönündeki başka ülkeleri de etkileyebiliyor.
WMO Genel Sekreteri Saulo'nun da vurguladığı gibi su "sınır tanımıyor". Bu nedenle su güvenliğinin yalnızca ulusal ölçekte değil, havza ölçeğinde ele alınması gerekiyor.
DAHA İYİ ÖLÇÜM, KRİZİ TEK BAŞINA ÇÖZMEYECEK
WMO'nun raporu, daha fazla veri toplanmasının tek başına azalan su rezervlerini yeniden oluşturmayacağını ortaya koyuyor.
Ancak hangi bölgede su kaynaklarının ne kadar azaldığının ve değişimin hangi hızla gerçekleştiğinin bilinmesi, erken önlem alınmasını sağlayabilir.
Dursun Yıldız'ın değerlendirmeleriyle birlikte raporun ortaya koyduğu tablo, su krizinin artık yalnızca geleceğe ilişkin bir risk olmadığını gösteriyor. Nehirlerdeki değişim, yeraltı suyu açıkları ve buzullardaki kayıp, su kaynaklarının bugünden daha yakından izlenmesini zorunlu kılıyor.