Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Nükleer enerji neden yeniden yükselişte?

Küresel nükleer elektrik üretimi 2025'te rekor kırdı. Artan elektrik talebi ve enerji güvenliği ihtiyacı ülkeleri yeni reaktör yatırımlarına yöneltirken yüksek maliyetler ve radyoaktif atık yönetimi gündemdeki yerini koruyor.

NÜKLEER 19.10.2026 10:41 Beyza Kum Okuma Süresi: 8 dk
Nükleer enerji neden yeniden yükselişte?
Paylaş:
N

Küresel nükleer elektrik üretimi 2025 yılında rekor seviyeye ulaştı. Dünya Nükleer Birliğinin (World Nuclear Association) verilerine göre nükleer santraller yıl boyunca 2 bin 702 TWh elektrik üretti. Bu rekor, birçok ülkenin nükleer enerji kapasitesini artırmaya yönelik planlar yaptığı bir dönemde gerçekleşti.

Çernobil ve Fukushima kazaları, yüksek yatırım maliyetleri ve radyoaktif atıkların yönetimi nedeniyle uzun yıllardır tartışmaların odağında bulunan nükleer enerji, artan elektrik talebi ve enerji güvenliği ihtiyacıyla yeniden ülkelerin enerji planlamalarında yer alıyor. Fosil yakıt kullanımını azaltma hedefleri ve düşük karbonlu, kesintisiz elektrik üretimi ihtiyacı da bu yönelimi destekliyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (IAEA) 26 Temmuz 2026 itibarıyla güncellediği PRIS verilerine göre dünya genelinde toplam 379,7 gigavat net kurulu güce sahip 417 nükleer güç reaktörü işletmede bulunuyor. Ayrıca 17 ülkede toplam 80,7 gigavat kapasiteye sahip 77 reaktörün inşası devam ediyor.

Uluslararası Enerji Ajansına (IEA) göre nükleer enerjiye yönelik ilgi, 1970'lerdeki petrol krizlerinden bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Bugün 40'tan fazla ülkede nükleer kapasitenin genişletilmesine yönelik politika veya plan bulunuyor. Küresel üretimdeki artış ve yeni yatırım planları, nükleer enerjinin elektrik sistemlerindeki rolünü yeniden gündeme taşıyor.

ARTAN ELEKTRİK TALEBİ NÜKLEERE İLGİYİ ARTIRIYOR

Elektrikli araçlar, ısı pompaları, sanayide elektrifikasyon, veri merkezleri ve yapay zeka altyapıları dünya genelinde elektrik tüketimini artırıyor. Uluslararası Enerji Ajansına (IEA) göre elektrik talebi son 10 yılda toplam enerji talebinin yaklaşık iki katı hızla büyüdü.

Artan tüketim, elektrik üretiminde süreklilik sağlayabilen kaynakların önemini de artırıyor. Nükleer santraller, yüksek kapasite faktörleri sayesinde uzun süre düşük emisyonlu ve yönetilebilir elektrik üretimi sağlayabiliyor. Güneş ve rüzgar santrallerinin üretimi hava koşullarına bağlı olarak değişirken nükleer santraller elektrik sistemine sürekli üretim kapasitesi sunuyor.

IEA, nükleer enerjiyi yenilenebilir kaynakların alternatifi olarak değil, onları tamamlayabilecek düşük emisyonlu bir elektrik üretim kaynağı olarak değerlendiriyor. Nükleer enerji, hidroelektriğin ardından dünyanın ikinci büyük düşük emisyonlu elektrik kaynağı konumunda bulunuyor ve küresel elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 10'unu karşılıyor.

ENERJİ GÜVENLİĞİNDE NÜKLEERİN ROLÜ

Nükleer enerjinin yeniden gündeme gelmesinde enerji güvenliği de önemli bir yer tutuyor. Doğal gaz ve kömür santrallerinin elektrik üretimini sürdürebilmesi için düzenli ve yüksek miktarda yakıt tedariki gerekiyor. Nükleer santraller ise daha az miktarda yakıtla uzun süre elektrik üretebiliyor.

Bununla birlikte nükleer enerji de küresel yakıt tedarik zincirlerine bağımlı. Uranyum madenciliği, dönüştürme, zenginleştirme ve yakıt üretimi farklı ülkelerde yürütülüyor. Ancak nükleer yakıtın yüksek enerji yoğunluğu, fosil yakıtlardan farklı olarak daha uzun süreli yakıt stoklamasına imkan sağlıyor. Avrupa'da 2022 yılında yaşanan doğal gaz krizi, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve yakıt tedarik güvenliğini yeniden gündeme taşıdı.

Fransa, nükleer enerjinin elektrik sistemindeki rolünü gösteren ülkelerden biri. IAEA verilerine göre ülkede toplam 63 gigavat kurulu güce sahip 57 nükleer reaktör işletmede bulunuyor. Fransa'nın elektrik iletim sistemi işletmecisi RTE'nin verilerine göre ülke, 2025 yılında 92,3 TWh net elektrik ihracatı gerçekleştirerek tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Bu miktar yıllık elektrik üretiminin yüzde 17'sine karşılık gelirken, aynı yıl düşük karbonlu kaynakların toplam elektrik üretimindeki payı yüzde 95,2 oldu.

FRANSA ALTI YENİ REAKTÖR İÇİN 72,8 MİLYAR AVRO AYIRIYOR

Fransa, 1973 petrol krizinin ardından ithal fosil yakıtlara bağımlılığını azaltmak amacıyla geniş kapsamlı bir nükleer enerji programı başlattı. Bugün işletmede bulunan reaktörlerinin büyük bölümü bu program kapsamında kuruldu. Aradan geçen yaklaşık yarım yüzyılın ardından ülke, mevcut santrallerin işletme ömrünü uzatmaya ve yeni reaktörler inşa etmeye hazırlanıyor.

Fransa'nın yeni nükleer programında yatırım maliyetleri önemli bir yer tutuyor. Ülkenin elektrik şirketi EDF, Penly, Gravelines ve Bugey sahalarında kurulması planlanan altı EPR2 reaktörü için 2020 fiyatlarıyla 72,8 milyar avroluk tahmini maliyet açıkladı. İlk reaktörün 2038 yılında devreye alınması, diğerlerinin ise 12 ila 18 aylık aralıklarla işletmeye geçmesi hedefleniyor.

Yeni nükleer santrallerde yüksek yatırım maliyeti, projelerin finansmanını da önemli hale getiriyor. Santraller elektrik üretmeye başlamadan yıllar önce büyük miktarda sermaye harcanması gerekiyor. Bu nedenle yeni reaktörlerin inşasında yalnızca teknoloji ve yakıt maliyetleri değil, finansman koşulları da belirleyici oluyor.

NÜKLEER YATIRIMLARDA DEVLETİN ROLÜ BÜYÜYOR

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), yeni nükleer yatırımların önündeki başlıca engeller arasında yüksek sermaye ihtiyacını, uzun inşaat sürelerini, finansman maliyetlerini ve projelerin teknik karmaşıklığını gösteriyor. Özellikle büyük reaktör projelerinde yaşanan gecikmeler, inşaat takviminin uzamasının yanı sıra finansman giderlerinin de artmasına yol açıyor. IEA, gelişmiş ekonomilerde son yıllarda hayata geçirilen bazı büyük ölçekli projelerde önemli gecikmeler ve maliyet aşımları yaşandığını belirtiyor.

Bu koşullar, yeni nükleer yatırımlarda kamu desteğini öne çıkarıyor. Fransa'nın EPR2 programı için planlanan finansman modeli de buna örnek oluşturuyor. EDF'nin açıkladığı modele göre inşaat maliyetlerinin en az yüzde 50'sini karşılayacak sübvansiyonlu kredi, 40 yıllık fark sözleşmesi ve devlet ile EDF arasında risk paylaşımı öngörülüyor.

Yeni nükleer kapasitenin hayata geçirilmesinde finansman maliyetleri ve yatırım risklerinin nasıl paylaşılacağı önem taşıyor. IEA verilerine göre küresel nükleer enerji yatırımları 2023 yılında yaklaşık 65 milyar dolara ulaştı. Bu tutar, yaklaşık 10 yıl önceki yatırım seviyesinin iki katına yakın.

NÜKLEER REAKTÖRLERDE 60 YILIN ÖTESİ

Yeni nükleer santral yatırımları sürerken mevcut reaktörlerin yaşlanması da birçok ülkenin enerji planlamasını etkiliyor. Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) verilerine göre gelişmiş ekonomilerde işletmedeki nükleer reaktörlerin ortalama yaşı 36 yılın üzerinde bulunuyor.

Bu ülkelerde mevcut santrallerin güvenlik değerlendirmeleri ve gerekli modernizasyon çalışmalarının ardından 60 yıl veya daha uzun süre işletilmesi seçenekleri değerlendiriliyor. Yeni reaktörlerin inşası uzun yıllar alabildiği için mevcut santrallerin güvenli biçimde işletme ömrünün uzatılması, kısa ve orta vadede nükleer üretim kapasitesinin korunmasında önem taşıyor.

NÜKLEER VE YENİLENEBİLİR ENERJİ BİRLİKTELİĞİ

Güneş ve rüzgar enerjisinin elektrik üretimindeki payı büyürken, hava koşullarına bağlı üretim değişkenliği nedeniyle şebeke esnekliği, enerji depolama ve talep yönetimi ihtiyacı da devam ediyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), düşük karbonlu elektrik sistemlerinde nükleer enerji ile yenilenebilir kaynakların birbirini tamamlayabileceğini belirtiyor.

Fransa'nın 2025 yılı elektrik üretim verileri, farklı düşük karbonlu kaynaklardaki artışı ortaya koyuyor. Ülkede nükleer santrallerin elektrik üretimi bir önceki yıla göre 11,3 TWh artarken güneş enerjisinden üretim 8,1 TWh, rüzgar enerjisinden üretim ise 2,8 TWh yükseldi. Böylece aynı yıl hem nükleer hem de yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretiminde artış kaydedildi.

KÜÇÜK MODÜLER REAKTÖRLER MALİYETİ DÜŞÜREBİLECEK Mİ?

Büyük nükleer santrallerin yüksek yatırım maliyetleri ve uzun inşaat süreleri, daha küçük reaktör tasarımlarına yönelik çalışmaları artırıyor. Küçük modüler reaktörler (SMR), geleneksel büyük reaktörlere göre daha düşük ünite gücüne sahip olacak şekilde geliştiriliyor. Bu teknolojide aynı tasarımın standartlaştırılarak çok sayıda üretilmesi ve mühendislik, tedarik ile inşaat süreçlerinde maliyet avantajı sağlanması hedefleniyor.

Ancak SMR'ların ekonomik açıdan beklenen avantajları sağlayıp sağlayamayacağı henüz netleşmiş değil. Standardizasyon ve seri üretimin maliyetlere etkisi, projelerin ticari ölçekte yaygınlaşmasıyla daha somut biçimde değerlendirilebilecek.

Bu alandaki projelerden biri Kanada'da yürütülüyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (IAEA) PRIS verilerine göre 300 MW kapasiteli Darlington SMR1 reaktörünün inşasına 22 Nisan 2026'da başlandı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) da teknoloji şirketleri ve diğer yatırımcıların SMR projelerine ilgisinin arttığını, özellikle veri merkezlerinin elektrik ihtiyacının bu alanda yeni iş modellerinin geliştirilmesini desteklediğini belirtiyor.

RADYOAKTİF ATIKLARIN YÖNETİMİ

Nükleer enerji yatırımları artarken radyoaktif atıkların güvenli biçimde yönetilmesi de önemini koruyor. Kullanılmış nükleer yakıt, içerdiği radyoaktif maddeler nedeniyle uzun süreli kontrol ve güvenlik önlemleri gerektiriyor. Kullanılmış yakıt güvenli koşullarda depolanabiliyor, bazı ülkelerde ise yeniden kullanılabilir maddelerin ayrılması amacıyla işlenebiliyor. Uzun ömürlü radyoaktif atıkların nihai bertarafı için derin jeolojik depolama yöntemi kullanılıyor veya bu yönteme yönelik çalışmalar yürütülüyor.

Radyoaktif atıkların yönetimi için teknik yöntemler bulunsa da bunların uygulanması uzun vadeli finansman, yasal düzenlemeler, jeolojik araştırmalar ve kurumsal denetim gerektiriyor. Özellikle derin jeolojik depolama tesislerinin geliştirilmesi, uzun yıllara yayılan planlama ve uygulama süreçlerini kapsıyor.

Bu nedenle radyoaktif atık yönetiminin, yeni nükleer santral projelerinde işletme süreciyle sınırlı kalmadan, santral devreye alınmadan önce planlanması gerekiyor.

2050 İÇİN NÜKLLER KAPASİTE VE SENARYOLARI

Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Dünya Enerji Görünümü 2025 raporuna göre küresel nükleer enerji kapasitesinin mevcut politikalar çerçevesinde 2035 yılına kadar en az üçte bir oranında artması bekleniyor.

Dünya Nükleer Birliğinin (World Nuclear Association) 2026 raporuna göre ülkelerin nükleer kapasite hedeflerine ulaşması, planlanan projelerin tamamlanması ve mevcut reaktörlerin işletilmeye devam etmesi halinde küresel nükleer kurulu güç 2050 yılında 1.457 GWe'ye ulaşabilir. Aynı projeksiyonda yıllık nükleer elektrik üretiminin de 8 bin TWh'nin üzerine çıkabileceği öngörülüyor.

Bu büyümenin gerçekleşmesinde yeni santrallerin yatırım maliyetleri, finansman koşulları, tedarik zincirlerinin kapasitesi ve nitelikli iş gücü ihtiyacı etkili olacak. Reaktör projelerinin planlanan takvim ve bütçe içinde tamamlanması da açıklanan kapasite hedeflerine ulaşılması açısından önem taşıyor.

TÜRKİYE'NİN NÜKLEER HEDEFİ 20 BİN MW

Türkiye, yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin yanı sıra Sinop ve Trakya'da yeni santraller kurmayı, küçük modüler reaktörleri (SMR) de elektrik üretim portföyüne dahil etmeyi planlıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının açıkladığı hedeflere göre Türkiye'nin nükleer enerji kapasitesinin 2035 yılına kadar 7 bin 200 MW'a, 2050 yılına kadar ise 20 bin MW'a çıkarılması öngörülüyor.

Mersin'de inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali, her biri 1.200 MW gücünde dört reaktörden oluşuyor. Toplam 4 bin 800 MW kurulu güce sahip olacak santralin tüm üniteleri devreye girdiğinde yılda yaklaşık 35 TWh elektrik üretmesi bekleniyor. İlk ünitede devreye alma hazırlıkları sürerken 2026 yılı sonuna kadar ilk elektrik üretiminin gerçekleştirilmesi hedefleniyor.

Sinop ve Trakya'da kurulması planlanan santraller için ise teknoloji seçimi ve yatırım koşullarına ilişkin görüşmeler devam ediyor. Bakanlık, bu iki bölgede toplam sekiz ilave reaktör kurulmasını planlıyor. Yeni projelerde finansman koşullarının yanı sıra teknoloji transferi ve yerli sanayinin katılımının artırılması da hedefleniyor.

Türkiye'nin nükleer enerji planlarında SMR teknolojileri de yer alıyor. Bakanlığın uzun vadeli hedefleri arasında 5 bin MW'lık SMR kapasitesi bulunuyor. Bu kapsamda Türkiye Nükleer Enerji AŞ (TÜNAŞ) ile ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) arasında 22 Eylül 2026'da yeni nesil reaktör teknolojilerinin değerlendirilmesine yönelik bir anlaşma imzalandı. Anlaşma kapsamında dört ABD'li şirketin SMR tasarımları ile beş farklı dördüncü nesil reaktör tasarımının teknik, ekonomik ve düzenleyici yönlerden incelenmesi planlanıyor.

 

HABER BİLGİSİ
Kaynak: Haber Merkezi Muhabir: Beyza Kum
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
Elektrikli araçlarla 286 milyon dolarlık petrol tasarrufu
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Elektrikli araçlarla 286 milyon dolarlık petrol tasarrufu
WhatsApp
İhbar Hattı