COP31’de elektriğin küresel nihai enerji talebindeki payının 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarılması hedefleniyor. Bu hedef, ulaşım, sanayi ve binalarda elektrik kullanımının daha da artacağı anlamına geliyor. Güneş ve rüzgarın elektrik üretimindeki payının büyümesi, enerji de0polama sistemlerinin yaygınlaşması ve elektrikli araçların artmasıyla enerji sistemini yönetmek de zorlaşıyor. Bu noktada yapay zeka ve veri teknolojileri öne çıkıyor.
OSTİM Teknik Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Meltem Eryılmaz, Enerji Haber’e yaptığı değerlendirmede yapay zeka ve veri teknolojilerinin artan elektrifikasyonla birlikte enerji sisteminde üstleneceği rolü anlattı.
ENERJİ SİSTEMİ AYNI ZAMANDA VERİ SİSTEMİNE DÖNÜŞÜYOR
Eryılmaz, yapay zekanın, talebin hangi bölgede, hangi saatlerde artacağını öngörebileceğini söyledi. Güneş ve rüzgar üretiminin daha doğru tahmini, depolama sistemleri kullanımı ve elektrikli araçların şarj zamanlarının optimizasyonunda yapay zekanın öne çıktığını dile getiren Eryılmaz, şunları kaydetti:
“Şebekedeki olası arızaların önceden belirlenmesi de önemli bir uygulama alanı. Örneğin milyonlarca elektrikli aracın aynı zaman diliminde şarj olmaya başladığını düşünün. Bu ciddi bir şebeke yükü yaratabilir. Akıllı sistemlerle bu talebi farklı saatlere yaymak mümkün. Dolayısıyla elektrifikasyon arttıkça enerji sistemi aynı zamanda bir veri sistemine dönüşüyor.”
Prof. Dr. Eryılmaz, yapay zekanın enerji dönüşümünü hızlandırabilecek araçlardan biri olduğunu belirterek, “Kaliteli veri, güvenilir dijital altyapı ve siber güvenlik olmadan yalnızca yapay zeka algoritmalarıyla sonuç almak mümkün değil” dedi.
ENERJİDE YAPAY ZEKANIN SINIRLARI DA VAR
Eryılmaz, yapay zekanın tahmin gücünün yanında sınırlarının da bulunduğunu dile getirdi. Bunun bir model olduğunu vurgulayan Eryılmaz, “Daha önce karşılaşmadığı aşırı hava koşulları, ani tüketim değişimleri veya beklenmeyen sistem olaylarında tahmin başarısı düşebilir” dedi.
Prof. Dr. Eryılmaz, enerji sistemlerinde yalnızca modelin doğruluk oranına bakılamayacağını ifade etti. Eryılmaz, şunları söyledi:
“Modelin neden o kararı verdiğini anlayabilmemiz, sistemi sürekli izlememiz ve gerektiğinde insanın müdahale edebilmesi gerekiyor. Açıklanabilir ve güvenilir yapay zekanın enerji sektöründe özellikle önemli olduğunu düşünüyorum.”
YAPAY ZEKA ÇÖZÜM OLURKEN YENİ BİR ENERJİ YÜKÜ DE YARATIYOR
Yapay zekanın enerji sistemlerini daha verimli hale getirirken kendi elektrik ihtiyacının da arttığına dikkat çeken Eryılmaz, artık yalnızca daha güçlü değil, daha verimli yapay zeka sistemlerinin de konuşulması gerektiğini kaydetti.
Eryılmaz, her problem için büyük modeller kullanılmasının gerekmediğini belirterek, daha küçük ve amaca özel modeller, enerji verimli donanımlar, veri merkezlerinde yenilenebilir enerji kullanımı ve soğutma sistemlerinin iyileştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Eryılmaz, bu ikilemi ise şu sözlerle özetledi:
“Aslında temel soru çok basit: Yapay zekayı kullanarak sağladığımız enerji ve emisyon tasarrufu, yapay zekanın kendisinin oluşturduğu enerji ve çevresel maliyetten daha büyük mü? Bu hesabı yapmadan her yapay zeka uygulamasını otomatik olarak ‘yeşil teknoloji’ olarak değerlendirmek doğru olmaz.”
ENERJİYİ BİLEN VERİ BİLİMCİLERE İHTİYAÇ ARTACAK
Enerji dönüşümünün yeni uzmanlık alanlarını da beraberinde getireceğini anlatan Eryılmaz, şöyle konuştu:
“Enerji sistemini anlayan veri bilimcilere, yapay zekayı bilen enerji ve elektrik mühendislerine, IoT, dijital ikiz, optimizasyon ve siber güvenlik gibi alanları birlikte değerlendirebilen insanlara ihtiyacımız olacak. Yani burada disiplinlerarası çalışma artık bir tercih değil, zorunluluk haline geliyor.”
Prof. Dr. Eryılmaz, üniversitelerde öğrencilerin yalnızca hazır veri setleriyle değil, sektörün gerçek problemleri ve mümkün olduğunca gerçek verileriyle çalışması gerektiğine işaret etti. Üniversite-sanayi iş birlikleri, ortak araştırma laboratuvarları, enerji dijital ikizleri ve akıllı şebeke uygulamalarının bu süreci destekleyebileceğini vurgulayan Eryılmaz, güvenlik ve mahremiyet koşulları sağlandığında verinin de yalnızca operasyonel bir kayıt olmaktan çıkıp araştırma ve inovasyonu besleyen stratejik bir kaynağa dönüşebileceğini söyledi.
COP31 Başkanlığı’nı Türkiye için bu açıdan da bir fırsat olarak değerlendiren Eryılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Enerji dönüşümünü yalnızca yeni santraller, yenilenebilir enerji kapasitesi veya elektrik altyapısı üzerinden değil; yazılım, veri, yapay zeka ve nitelikli insan kaynağıyla birlikte ele alabilirsek çok daha güçlü bir dönüşüm sağlayabiliriz. Özetle, geleceğin enerji sisteminde sadece ne kadar enerji ürettiğimiz değil, o enerjiyi ne kadar akıllı yönettiğimiz de belirleyici olacak.”